Kalma ile sorun

Hamile kalma Yöntemleri. Hamile kalınması için yaygın olarak bilinen öneriler şu şekildedir ; 1- Hamilelik önceden planlanmakta ise altı ay öncesinden genel bir check-up’tan geçilmesi , smear testi ve jinekolojik muayene , enfeksyon , Hepatit B, C, HIV testleri yaptırması ve annenin , özellikle kızamıkçık bağışıklığı yok ise kızamıkçık aşısı olması önerilmekte. LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NDAN KALAN SORUNLAR. Boğazlar Komisyonu’nun kurulması, milli egemenliğimizi sınırlandırıcı bir unsur olmuştur. Bu sorun 1936’da imzalanan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” ile çözülmüştür.. eğitim. Türkiye – Irak sınırı çizilememiştir.. Musul’un alınamaması ile Misak-ı Milli’den taviz verilmiştir. Aynı zamanda yine savaştan kalma bir tüfek de sergileniyor. Turan, “Her bir yanı Türk bayrağı ile bezenmiş. Aslında bunu önemli kılan üzerinde bulunan şehitlerimizin kanları. Uygulandığı takdirde sorun %100 çözüme kavuşacaktır diye bir şey yoktur. Call of Duty Mobile Açılış Ekranında Kalma Sorunu Çözümü. Oyunu açtığınızda eğer bir siyah ekran veya donmuş bir görsel ile karşılaşıyorsanız, veri dosyalarınızdan birinde sıkıntı var demektir. da şiddete maruz kalma ile ruhsal sıkıntı (anksi- ... anlaşılır olmasını sağlamada, sorun davranışların . izlenmesi ve tanılanmasında ortak bi r dil kullan ... DX11 de isen 12 ile dene. FPS gösteren programlar varsa kapatıp öyle açmayı dene, Afterburner tarzı. Ryzen 5 3600 X ֍ MSI MPG X 570 Gaming Edge Wifi ֍ X PG D41 RGB Spectrix 16GB RAM ֍ Gigabyte R X 5700 X T Gaming OC ֍ X PG 256GB SX6000 Lite ֍ Seagate 2+3TB ֍ High Power 750W 80+ ֍ Phanteks P350 X ֍ PHILIPS 245E1S/00 ֍ Noctua NH-U12S analizi ve faktörler ile ölçeklerin genel toplamı arasında korelasyon sonuçları ile değerlendirilmitir. Sonuçlar: iddete Maruz Kalma Ölçekleri Cronbach alfa iç tutarlılık katsayıları yakın zamanda iddete maruz kalma ölçeği için 0.91, geçmite iddete maruz kalma ölçeği için 0.90’dır. Apex Legends Oyundan Atma, Donma, Kasma, Düşük FPS Sorunu İçin Çözümler: Apex Legends, eski işlemcilerle barışık olmayan bir oyun.PC’niz minimum sistem gereksinimlerini karşılasa dahi işlemciden kaynaklı sorun çıkabilir. Erkek, 25 yaşın altındaysa bu oran yüzde 92’ye düşmektedir. Çünkü genç çiftlerde genelde doğurganlık ile ilgili sorunlar erkek tarafında olmaktadır. Sorunların pek çoğu kolayca tedavi edilebilir ve hamile kalma bir yıldan uzun sürmediği sürece bir uzmandan yardım almak gerekmez. 20’lerin Ortaları ve Sonları (25-29 yaş) Van'da Urartular'dan Kalma Nekropolde Yeni Bir Ölü Gömme Geleneği Tespit Edildi. Çavuştepe Kalesi'nde üç yıl önce başlatılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan ...

Air Optix Aqua, Air Optix Hydraglyde Farkı Nedir?

2020.08.25 08:29 bilgibirikim Air Optix Aqua, Air Optix Hydraglyde Farkı Nedir?

Air Optix Aqua, Air Optix Hydraglyde Farkı Nedir?
Lensler kullanım şekillerine ve özelliklerine nazaran biroldukça farklı gruba ayrılır. Bu gruplar içinde tercih etmeniz ihtiyaç duyulan lensi kesinlikle uzman doktorunuz belirlemelidir. Kusurları kapatmak, göz hastalıklarını gidermek ve renk değişimi benzer biçimde detaylar için lens kullanımı sağlanabilir. Göz muayenelerinde size uygun olan lens belirlendikten sonrasında kaliteli lens seçimi ve grupları tamamen kişinin tercihine kalır. Konforlu kullanıma haiz, kullanabilme durumunuza nazaran kullanım sürelerini bilerek satın almak tamamen kişinin kendisine ilişik bir durumdur. Karar verildikten sonra kullanım koşullarına uyarak rahat bir görme elde edebilir ve kullanım konforu yaşayabilirsiniz.

https://preview.redd.it/20vim6gte3j51.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=47745031d1a18982d2123136b66f3138c174b774

Air Optix Aqua Lens


Air optix aqua kaliteli olan lensler konforlu bir kullanıma haiz lens gruplarındandır. Hem makyaj yapmış olup aynı zamanda lenslerini çıkarmak istemeyen kişilerin yaygın olarak tercih etmiş olduğu bir lens çeşididir. Lensler aylık kullanıma sahiptir ve göz yaşlarınızı eşit olarak dağıttığı için nemli kalma durumu söz mevzusudur. Bu durumda kir, toz ve dış etkenlerden etkilenmeden rahat bir kullanım sağlamak söz konusu olur. Sıradan lenslere oranla daha çok oksijen iletimini sağlayarak göz kızarmasının önüne geçer. Sağlıklı olan lens çeşidi air optix aqua lens diğer lenslere oranla daha nemli kalabilir. Üstün ıslanma özelliğine haiz olan lens bununla birlikte ultra pürüzsüz bir yapıya sahip olup kalitesi oldukça başarılıdır.

Air Optix Hydraglyde Lens


aqua olan lensler üzerine üretilmiş ve bu lenslerin gelişmiş versiyonu olarak piyasada yerini almıştır. Hem gece hem gündüz gözde kalma durumunda sorun yaşanmadığı için çoğunlukla tercih edilen lens çeşitleri arasındadır. Gün içerisindeki kullanımlarda uzun süre nemli kalmayı başararak kurumayı engellemektedir. Ön ve arka dizaynı yardımıyla daha keskin ve net bir görünüm sağlar. Lens ve kornea içinde biriken kirli göz yaşlarının dışarı çıkmasında başarılı bir yapısı vardır. Nem matrisi denilen konforlu bir kullanım sağlayan teknoloji ile üretilmiştir. Kişilerin tercih etmedeki en önemli nedeni gün süresince ve gece uyurken de kullanılmasıdır. İdeal bir lens olup 30 güne kadar kullanım konforu sağlamaktadır.
Kaynak: https://lensoptikal.com
submitted by bilgibirikim to u/bilgibirikim [link] [comments]


2020.07.30 19:01 karanotlar Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine

Murat Özden
Doğduğum yer olan Gönen’in Balcı köyüne ilkokul açıldığında 3,5-4 yaş arası bir yerdeydim. 1958 - 1959 öğretim yılı öyle bir yerlere tekabül ediyor. Okulun ilk açıldığı günü bugünkü gibi net hatırlıyorum. Biraz yaşları gecikmiş olarak ilkokula başlayan ağabeyim ve ablamla birlikte ben de okula gideceğim diye tutturmuş, kıyameti kopartmıştım. Ama "Sen küçüksün, daha okula gidemezsin" itirazlarına çok gücenmiştim.
Ağabeyimle ablamın okulda o gün ne yaptıklarını çok merak etmiştim. Ağabeyim okuldan gelir gelmez babama dönmüş, "Hepimizin anası, hepimizin babası, büyük kurtarıcı, ulu önder kimdir?" diye sormuştu. Babam önce soruyu anlamamış, sonra işi toparlamış ve "Neşujur ari - Körü diyorsun" demişti. Benim Atatürk ismiyle birlikte duyduğum ünvanı "Neşu - Kör" olmuştu. İnönü’nün ise evimizdeki ve tüm Çerkes evlerindeki ünvanı ise "Degu-Sağır" idi.
Okulun açıldığı ilk gün, öğretmen sınıfa çerçevelenmiş bir resimle girmiş ve "Bu resimdeki kişiyi kim tanıyor?" diye sormuştu. Ama o gün sınıfta bulunan çocukların hiçbiri resmini ilk defa gördükleri bu adamı tanımamıştı. O gün öğretmen gün boyunca Atatürk'ün ne büyük bir kahraman olduğunu anlatmış ve küçücük çocukların kafalarına adeta onu çakmıştı.
Peki bizim evimizde ve tüm Çerkes köylerindeki evlerde Atatürk’e Neşu, İnönü’ye de neden Degu deniyordu?
Çünkü, Atatürk'ün yaratmak istediği tek tipçi ırkçı ulus sistemi Çerkesler’in mantalitesine ters geliyor, desteklemiyorlardı. Bu nedenle Çerkesler’in yok edilmeleri için ne yapılması gerekiyorsa yapılıyordu. Uğradıkları bu insanlık dışı baskı ve zulümlerden dolayı Atatürk ve İnönü bu lakaplarla anılıyordu.
Türkiye'de uygulanan dil yasakları Çerkeslerle birlikte Kürt, Laz, Pomak, Arnavut, Yahudi, Ermeni, Rum, Çingene, Arap, tüm halkları asimile etmeyi amaçlıyordu. Şapka kanunu ile kılık kıyafet kanunu her türlü etnik belirtiyi yok ederek asimilasyona hizmet ediyordu.
Gönen - Manyas Çerkesleri sürgüne tabi tutuluyor, 1923 yılının Mayıs ve Haziran aylarında, daha Cumhuriyet ilan edilmeden ilk imha operasyonu Çerkesler’e karşı uygulanıyordu. Yapılan bu operasyonlarla Çerkesler sindirilip, devletin yanına çekiliyordu.
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı uygulanan inkar, imha ve asimilasyon politikaları sonuç vermemiş, Kürt meselesi, Türkiye'nin önündeki çözülmesi gereken en büyük sorun olarak durmaktadır.
1932 yılında, Trakya Yahudileri’nin yok edilmesi, 1942 yılında çıkarılan varlık vergisi kanunu ile tüm Müslüman olmayan etnik toplulukların mal varlıklarına el konularak çalışma kamplarına sürülmeleri ve ülkeyi terk etmeye zorlanmaları uygulanan asimilasyon politikalarının bir parçasıydı.
Kemalizmin dindar kesimlerle de büyük sorunları olmuştur. Aydınlanma çağını yaşamamış, dinde reform gerçekleştirmeyi bir ihtiyaç olarak görmeyen bir topluma tepeden inmeci yeni bir din anlayışı dayatmaya kalkılması tepkilere yol açmıştır. Bugün dindar kesimlerde, Kemalizme ve Atatürkçülüğe içten içe bazen de açıktan açığa kin ve nefret dalgasının nedenlerini bu tepeden inmecilikte aramak gerekmektedir.
Sol kesimlere karşı da çok acımasız operasyonlar yapan Kemalist devletle solcuların ilişkisini anlatmak başlı başına ayrı bir yazı konusudur. TKP, Dev-Genç, THKO gibi çizgiler, Kemalizmle uzlaşırken; Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve İbrahim Kaypakkaya dışında Kemalizm’e doğru düzgün eleştiri getirebilen sol bir düşünce akımı da olamamıştır. Türkiye solunun en büyük hatası Kemalizmi anti emperyalist ve sol olarak nitelemesidir. Oysa Kemalizm, döneminde İtalyan faşizmini kendine örnek olarak almış bir uygulamalar bütünüdür.
Türkiye Halklarına karşı her türlü işkence ve eziyet üzerine kurulmuş olan Kemalist rejimi savunanlar "Mustafa Kemal bu yapılanları yapmak zorundaydı” diyerek uygulanan işkence ve asimilasyon yöntemlerini savunmaktadırlar. Türkiye cumhuriyeti ile aynı dönemde hayata geçmiş olan Sovyetler Birliği’nde "Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı" ilkesi çerçevesinde her halkın kendi anadilinde eğitim yapması savunulmuş ve desteklenmiştir. Bu sayede, anavatanımızda büyük bir Çerkes edebiyatı doğarken ve gelişirken, Türkiye'de Kemalist rejimin uygulamalarından ötürü, değil yazılı bir edebiyat ürünü, Çerkes dili ve kültürü hızla yok olma noktasına gelmiştir.
Onun için, Çerkesler de Kkemalist rejime karşı, Çerkeslerin haklarıyla birlikte tüm Türkiye halklarının haklarını savunmak için demokratik bir Türkiye'den yana olmak zorundadırlar.
Atatürk, sadece Türklerin atası olmayı seçmiştir. Çerkeslerin, Kürtlerin, Lazların, Arapların, Pomakların, Ermenilerin atası olmayı tercih etmemiştir. Tam tersine, Türkler dışındaki tüm etnik halkları yok etmek isteyen ırkçı bir rejim yaratmıştır. Bu rejimi yaratan kişi Çerkeslerin atası olmayı hak etmemiştir.
Atatürk paylaşımları yapan Çerkesler, maalesef bu gerçeklerin farkında değiller. Onlara, gerçeklerin anlatılarak rehabilite edilmeleri gerektiğini bilmek beni gerçekten üzüyor.
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.15 13:48 karanotlar Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.23 03:29 karanotlar Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan

Max Stirner ve Varoluşçuluk à la Jean-Paul Sartre – H. İbrahim Türkdoğan
https://preview.redd.it/ty8034wl2f051.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=0ec4d135ff323a4198fa9ff6079711fd180f2033
“Bütün insanlar sıkıcıdır.”
– Kierkegaard-
Giriş
Yüzyıllar boyunca insan düşüncesinde insanın dünyadaki varoluşu ve özü bağlamında Hiç’ten korkma duygusu yuvalanmış ve çekilmeyecek bir duruma gelmiştir: bir felakete yakalandığımız duygusu Batı dünyasında insan varlığının ikilemini her gün arttırıyor. Ve her gün üzerine yeniden düşünülen “insanın ne olduğu” ebedi sorusu, insanların kısır döngüden çıkma fırsatını elinden alıyor. Filozoflar, düşünürler, yazarlar ezelden beri insanların birlikte yaşama ilkeleri üzerine düşünürlerken, her çöküşten sonra yeni bir “ilkesel” değişimi savunurlar. Korkunun, anlamın, hiçliğin ve “anlamsız bir evrende” yalnız kalma umutsuzluğunun özelliklerini inceliyor ve neticede “dünyaya atılmışlık”ta (Heidegger) “her şeyin saçma, yaşamanın ve kendini öldürmenin anlamsız olduğu” bir çöküş duygusuna tanık olmaktadırlar.
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer.
Bununla birlikte Batı felsefesi tarihinde çeşitli felsefesel düşünce ve akımlar gelişmiştir, bunlardan biri de varoluş felsefesi ve onun aktif siyasal oluşumu varoluşçuluktur. Her ikisi de insanın aktüel durumunu varoluşun öz’den yabancılaşması olarak algılar. Varoluşumuz ve özümüz birbirinden kopmuş, ikiye ayrılmış ve birbirine yabancılaşmıştır. Bu konuda Sören Kierkegaard, Martin Heidegger, Gabriel Marcel, Karl Jaspers ve Jean-Paul Sartre gibi birçok filozof kendi felsefesel düşüncelerini yapılandırmışlardır. Her biri bilimsel ya da dinsel bir sistemin kuramını hazırlayıp insanlığa sunmuştur. Kierkegaard ve Jaspers dinsel bir varoluşçuluk taslağı çizerken, Heidegger ve Sartre bunun ateist şeklini geliştirmişlerdir. Sonuç olarak Sartre, Heidegger’in gizemsel Varlık kavramından uzaklaşıp sadece İnsan’ı merkeze alarak kendi felsefesine “hümanist” demiştir. Tüm bu dinsel, bilimsel ve öteki kuramlarla çok daha önce Max Stirner ilgilenmiş ve Sartre ve Heidegger öncesinde insanın “dünyaya atılmışlığını” farklı kavramlarla dile getirmiştir ve bu düşünceden yola çıkarak da Kendi-olma (Eigenheit) ve Biricik “kavramını” yapılandırmıştır.
Stirner ve Çağdaşları
Stirner dönemi filozoflar (Hegel, Marx, Feuerbach, Proudhon vb.) Tanrı’yı öte dünyadan bu dünyaya taşıyıp yeni nominalarla taçlandırırlarken, Stirner, başyapıtında (Biricik ve Mülkiyeti, 1844) tek tümceyle tüm felsefesel, sosyolojik ve dinsel tanrılara meydan okur: “Hiçbir şey Benden üstün değildir”. Bununla tüm fantazmaları (tanrıları, putları, nominaları) silip süpürüp yerine Ben’i koymuştur. Neredeyse dönemin tüm filozofları tamamlanmış düşünce sistemleri sunmaktaydı; Stirner her bir sistemde yeni bir efendi görür, dolayısıyla her birini saplantı (fixe Idee) olarak adlandırır. Bu saplantılı düşünce sistemleri Feuerbach’ta tanrılaştırılan İnsan, Marx’ta sosyalizm, Hegel’de devlet ideolojisi, Proudhon’da Töre, Fichte’de mutlak Ben’dir vb. Birer üstben ürünü olan tüm bu ideolojileri hayaletler olarak betimleyen Stirner, filozofların İnsan’ı Tanrı’nın elinden alıp farklı tanrıların kucağına koymakla yeni bir şey yapmadıklarını, sadece eskiyi yeni adlarla devam ettirdiklerini ileri sürer ve tüm tanrılarla birlikte, diğer filozofların tersine, tanrı-hizmetçilerini de ateşe atar. (Bu güçlü alevler daha sonra Nietzsche’ye de ulaşacaktı, ve Nietzsche Tanrı’nın öldüğünü “müjdeleyecek” kadar cesaret gösterecekse de yeni bir Tanrı’ya, “Üstinsan”a, boyun eğecekti.)
Stirner ve Sartre
1) Varoluş ve Kendi-olan
İnsan konusunda köklü bir analizde bulunan Stirner, onu doldurulması gereken boş bir kap olarak algılamaz; Stirner’e göre insan doğası gereği tamamlanmış ve yaratıcı bir varlıktır ve hiçbir buyruk ya da emir olmaksızın kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Ancak bu yetenek bir “İnsan kavramı” değildir, çünkü Stirner her insanın bir ötekinden farklı olduğundan yola çıktığı için, her insanın kendine göre kendini geliştirebileceğini ileri sürer. Tam olarak: Tek tek insanlardan yola çıkar. Sartre’ın “otantik” dediği düşünce Stirner’in “Kendi-olma” düşüncesine yakındır. Sartre’ın ilkesi: “Varoluş özden önce gelir.”[1] Stirner: “Elbette duyularım olmaksızın düşünemem. Ne var ki düşünebilmek ve duyumsamak için, yani soyut ve duyusal için, her şeyden önce Bana gereksinimim vardır, hem de şu çok bariz olana, Biricik’e. […] Düşünmemin öncesinde – Ben – varım.”[2] Demek ki: Düşünmenin sahibi benim ve düşünme benim mülkiyetimdir. Sartre’ın bazı felsefesel kavramları Stirner’in felsefesiyle belirli bir noktaya kadar örtüşüyor. Aşağıda buna açıklık getireceğim.
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur.
Sartre’ın “Bulantı”adlı romanını Stirner’in felsefesini temel alarak incelerken, öteki eserlerini de göz önünde bulunduracağım. Stirner, Batı felsefesinde Kinikçilerden sonra yabancılaşma kavramını kapsamlı bir şekilde araştıran ve gün ışığına çıkaran ilk filozoftur. Proudhon ve Marx’tan da önce.
“Bulantı”nın protagonisti Antoine Roquentin için yaşam anlamını tamamen yitirir. Yaşamanın bir anlamı olmadığı gibi özkıyımın da bir anlamı kalmaz. Şeylere ve insanlara duyduğu tiksintinin köküne inmeye çalışır Roquentin.
Stirner’e göre birey, içselleştirdiği dış dünyanın değerlerinden, örneğin toplumsal değerlerden arınırsa, arı ve ona özgü bir Ben’e sahip olabilir. “Bulantı”nın protagonisti içselleştirdiği tüm toplumsal değerlerden arınmakla meşguldür. Aslında roman Stirner’in “Meselemi Hiç’e bıraktım” tümcesiyle sonuçlanır; ancak önemli bir farkla: Roquentin genel değerlerden ve varoluşundan kendisinden iğrenirken Hiç’in melankolik dalgasına kapılır, hazzın ve yeniden yaratımın kapıları kapanır üzerine. Hüzünlü bir bakışla varoluşu ve onun insansal gelişimlerini izler. Roquentin’a oranla Stirner’in Biricik’i şenlik dalgaları yansıtır; yıkımını gerçekleştirdiği değerlerin ardından şöyle der: “Sen ey çilekeş Alman halkım – neydi acın, ıstırabın? Canlanamayan bir düşüncenin acısıydı seninkisi, horozların her ötüşünde hiçliğe karışan ve yine de mutluluğun ve kurtuluşun özlemini çeken bir tinsel hayaletin acısıydı. Benim içimde de uzun zamanlar yaşadın ey sevgili – düşünce, ey sevgili – hayalet. […] Kal sağlıcakla ey milyonların rüyası, çocuklarının binyıllık zalim anası kal sağlıcakla! Yarın seni mezara taşıyacaklar, ve çok yakında kardeşlerin, diğer halklar, ardından gelecek. Hepsi sıra sıra mezarlarına indirildiğinde – işte o zaman insanlık âlemi gömülmüş olacaktır. Ve Ben, kendi-olan Ben, onun gülen mirasçısı olacağım![[3]](https://itaatsiz.org/2020/05/07/max-stirner-ve-varolusculuk-a-la-jean-paul-sartre-h-ibrahim-turkdogan/#_edn3)
Bu fark ilkesel bir önem içerir. Melankoli Hıristiyanlığın öteki dünya öğretisinin harabelerinden doğmuş bir psikolojik zedelenmişliktir. Sartre, Roquentin’ı Hiç’in melankolik dalgalarından kurtarmak için, onu daha sonraki eserlerinde yeni tanrılarla tanıştırır. Bu tanrılardan biri “hümanizmdir”, bir başkası da “diyalektik Marksizm”. Sartre’ın otantizm kavramı, “yeni” bir etik üzerinden yaşam ümidi taşır, bu da onu öteki düşünce sistemlerinden farklı kılmaz. Stirner’e göre bu kavramlar da her düşünce sistemi gibi bireyin deforme edilmesi anlamına gelir. Bu nedenle de Stirner yeni bir genel etik kavramı yapılandırmaktan özenle uzak durur.
2) Özgürlük ve Kendi-olma
Sartre’ın özgürlük felsefesini temellendiren ilk tümcesi: “İnsan özgürlüğe mahkumdur.”[4] İkinci tümcesi: “Başkalarının özgürlüğünü amaç edinemediğim sürece kendi özgürlüğümü amaçlayamam.”[5]
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur
İlk tümce Stirner’in felsefesiyle kısmen örtüşür. Stirner: “Kendi-olan kökeninde özgürdür.” Buradaki köken sözcüğü Kendi-olanın doğrudan doğasını kasteder. Bütün insanlar Kendi-olan ise, o zaman bütün insanlar özgürlüğe mahkumdur. Ancak mesele bu kadar kolay değil. Kendi-olmayı bu kontekste tüm sosyolojik fantazmalardan (kimliklerden) arınmış bireyin varoluşunu anlayabiliriz. Ancak bu durumda her insanın özgür olmadığını söylemek gerekir, çünkü insanların büyük çoğunluğu sosyolojik kimliklerle var olabilmektedirler. Bu nedenle Stirner Kendi-olanı özgür olandan ayırır. Burada ilk ayrım başlar. İkinci ayrım daha da çarpıcıdır. Sartre’ın ikinci tümcesine karşılık olarak Stirner yalnızca Kendini ve kendi özgürlüğünü göz önünde bulundurur. Bununla Herkesin Herkesle savaşını ilân eder. Özgürlük Stirner’de ikincildir. Birincil olan Kendi-olma ve Kendi-olandır: “Kendi-olma Sizi kendinize geri dönmeye davet eder ve der ki: ‘Kendine gel!’ Özgürlüğün himayesi altında birçok şeyden kurtulacaksınız, ancak yeni şeyler size acı verecektir: ‘Kötü olandan kurtuldunuz, ama kötülük kaldı’. Kendi-olan olarak gerçekten Herşey’den kurtulacaksınız ve üzerinize yapışanlar olursa da bu Sizin tercihiniz ve seçiminizdir, sizin keyfinizdir. Kendi-olan özgür doğar, doğuştan özgürdür; Özgür ise, sadece özgürlük müptelasıdır, hayalcidir, hayalperesttir.”
Başkalarının özgürlüğünü amaçlayan Sartre’ın özgürlük düşüncesi temelde Kant’a dayanır: “Bir kişinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter.” Bu da Herkesin Herkesle savaşıdır; insanın varlığından bu yana gezegenimizin doğal hâli budur. Tüm toplumsal kuramlar, tüm düşünce sistemleri, tüm sosyolojik ütopyalar bu kaçınılmaz savaşı yenemediği gibi, onun üzerine kurulmuştur. Stirner’e göre filozofların esas yanılgılarından biri tek tek insanları bir İnsan kavramında bütünleştirmeye çalışmalarıdır. Hiçbir filozof yoktur ki bireysel bir felsefe yapılandırabilsin; en bireyselci filozoflar bile genel bir Birey kuramını çizmişlerdir, bireylerin kendisini değil. Bunun, olanaksız olmamakla birlikte, ne kadar zor olduğunu Stirner’in Biricik betimlemesinde görmek mümkün. Özgürlük bağlamında söylenebilecek birkaç şey daha var.
Sartre ile söylemek gerekirse: İnsan öncelikle yalnızca vardır ve kendisini nasıl şekillendirirse, odur. Yani kendisini oluşturduğu şeyden başka bir şey değildir. Stirner’in buna itirazı olmaz. Eğer şu üç olguyu temel alırsak, bireyin onlara göre kendini geliştirebileceğini kaydedebiliriz: Buradalık (dünyaya atılmışlık), sonluluk ve faktisite (olgusallık). Bu şekliyle birey kendini Kendi-olma (Eigenheit) ve olanaklılık (olasılık) olarak algılar. Kendi-olmayı belirleyen olanaklılıktır. Kendime verebileceklerim olanaklarımla sınırlıdır. Olanaklarım özgürlüğümü belirler.
Şimdi, toplumsal hiçbir değer yargıyı olumlamayan Stirner gibi bir filozofla, toplumsalsız yaşamayı düşünemeyen Sartre gibi bir filozof aynı yolda daha uzun birlikte yürüyemezler.
Stirner der ki, eğer Tanrıyı, Zeus’u, kralı vb. tahtından indirme gücüne sahipsem, bunu yapma hakkına da sahibim. Bu tümcede genel ahlaksal hiçbir değer göremeyeiz; ne dinsel ne insansal, ne tanrısal ne metafiziksel bir değer. Ancak tümcede gizli olan bir “ahlak oyunu” vardır. Herkesin Herkesle savaşı! Hiçbir ideoloji doğrudan ve dolayımsız bunu ifade etmez. Her ideoloji her zaman üstü kapalı ve dolayımlı ifade eder. Ve asas olarak da hak ve adalet kavramlarına dayandırır; bu iki kavramı da ahlak çerçevesine alır. Sonuç olarak güçlünün güçsüze karşı savaşının meşrulaştırılması adına bu dolayımlı betimleme insanların tarihsel geleneği haline gelmiştir. Stirner’in farkı; bu oyuna katılmamasıdır; bu oyunu kökten yadsımasıdır. Sözcüğün sözcük anlamıyla karşımıza tüm değerlerden arınmış yalın bir düşünür çıkar. Bu kontekstteMauhtner yerinde bir analizde bulunur: Stirner “dünyaya sığmayacak ve dolayısıyla açlıktan ölecek kadar biricikti; o, politik bir önder değildi, sadece iç dünyasında bir başkaldırandı, çünkü onu insanlarla birleştirecek ortak bir dil bile yoktu.”[6]
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır.
Hiçbir pedagojik buyruk Stirner’de onurlandırılmaz; her biri ona göre bir bahane ve şaklabanlıktır. Stirner ile bir toplum inşa edilemez (zaten böyle bir istemi olduğu söylenemez), Sartre ile inşa edilebilen bir toplum ise ancak ikiyüzlü olacaktır, her toplum gibi. Diğer taraftan Stirner’in önemi düşünce sistemlerine dair tutarlı analizleri ve bireye bireysel değişimlere dair sunduğu alternatiflerdir. Özgürlüğü sorgularken bireyin önemini öne çıkarır: “Peki, nelerden kurtulup özgürleşeceğiz? Herşeyden. Demek ki: bütün perdeleri kaldırılacak, bütün kabukları – kırılacak çekirdek Ben’im.” […] Ama bizzat bu Ben’e özgürlüğün sunacak hiçbir şeyi yoktur.” Felsefe tarihinde özgürlük sorusunu bu şekilde sorgulayan bir filozofa Stirner dışında pek rastlanmaz: “Ben özgür olduktan sonra ne olması gerektiğine dair özgürlüğün söyleyecek sözü yoktur, tıpkı hükümetlerimizin tutukluyu, cezasının bitiminde serbest bırakıp kimsesizliğe terk etmeleri gibi.”[7] Birey gerçekten Herşeyden özgürleşmek mi ister? Yoksa daha çok Herşeyi elde mi etmek ister? Bireyin elde etmek istedikleri var, kurtulmak istedikleri var. Burada önemli olan bireyin Kendi-olarak kendi ilgi ve çıkarları için karar vermesidir.
Roquentin henüz us’la boğuşmaktadır. Bir taraftan özgürleşmek (arınmak) ister, diğer taraftan kendi yalınlığına pratik bir ifade verebilecek durumda (olanaklık/erk) değildir. Varoluşun ve toplumsalın yoğunluğuyla baş başadır. Bu yoğunluktan çıkabilmesi için “Kendine dönmesi” gerekir ki özgürleşebilsin.
3) Egoistlerin Birlikteliği ve Toplumsal
Roquentin silkeleniyor, Kendine geri dönmeye çalışıyor, ancak buradalıktan haz almıyor. Onu çevreleyen gündelik yaşam, sahi olmamalık fazla geliyor ona, altından çıkamıyor o devasa gücün. Yakalandığı melankoli hastalığı bireysel dirilişine engel oluyor. Sartre, protagonistine bir çözüm sun(a)mamaktadır. Roquentin, melankoli adında bir çıkmaz sokaktadır, bir şeytan çemberine hapsolmuştur. Sartre, protagonistini orada bırakır. Daha sonraki eserlerinde ama melankoliden uzak, hatta ihtiras gibi afektler bile içermeyen bir toplumsallık sunar. Adı: Sosyalizm.
Sartre’ın sosyalizmi doğal olarak Ben’lerin ilgisinden uzak töresel bir toplum için düşünülmüş bir kuramdır. Toplumsal düzenle birlikte Herşeyin absürtlüğünü “Bulantı”da tutarlı bir şekilde gün ışığına çıkaran Sartre, daha sonraki eserlerinde (Varoluşçuluk bir Hümanizm midir? / Varlık ve Hiç) insansal özü Marksist bir toplumda yaşayacak olan töresel İnsan olarak adlandıracaktır. Varolanın, adsızın özgür edimi yeni bir toplum düzeninin hizmetçiliğine indirgenecektir.
“Varoluş” “yeni” adlar ve “yeni” unvanlarla şekillenecektir: “Hümanist”, “Sosyalist”, “Marksist” vb. Bundan böyle insanlığın tek kurtarıcısı komünizm olacaktır. Bir toplumsallık üzerinden birey “İnsan olabiliyor” ancak. Sartre bir ideal insan imgesini takip ediyor, bu şekilde ifade etmese de. Neticede sosyalizm gibi bir sistem bireyin bireysel keyfiliğini önemsemeyeceği gibi, baskılayacaktır. Bu durumda İnsan erekleştirilerek bir ödev, bir ideal, bir meslek haline getirilir. Şu anki benliği köpük ve gölgeden oluşmaktadır. Kant’ın “İnsan eğitilmesi gereken tek canlıdır”[8] tümcesi Sartre felsefesinin temel taşlarından birini oluşturur. Böylece çoğunlukça belirlenen bir genel oydaşma, bir kategorik buyruk Sartre hümanizmini belirlemiş olur.
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum.
Stirner kendini hedeflemez, kendini başlangıç noktası yapar. Ve toplumsala alternatif olarak “Egoistlerin Birlikteliği”ni sunar. Genel toplumsal düzene alternatif olarak bu birliktelikle gücünü büyüterek kendi ilgilerini yaşamak ister; “Egoistlerin Birlikteliği” bir kuram olmamakla birlikte, bir tür geçici, yani gerekli olduğu sürece yaşayan bir projedir. Amacı kendine hizmet etmektir, töresel ya da başka bir kuruma değil. Her birliktelik katılımcısı yalnızca kendi ilgisine yöneliktir, hiçbir görevi yoktur; ilgisi bittiği an onu o birliktelikte hiçbir şey tutamaz. Ve bu projenin içeriğini ancak katılımcıları belirler. “Egoistlerin Birlikteliği” bireylerin kendi güçlerini daha da keskinleştirebilecekleri bir güçtür. Toplulukta birey egoisttir, toplumda insansal. Topluluğa karşı borcu yoktur, topluma her şeyini borçludur, çünkü genel bir yasaya karşı sorumludur.
“Egoistlerin Birlikteliği”ni bir partiye benzetebiliriz. Her katılımcı kendi ilgisi doğrultusunda oradadır. Bir partide ise her katılımcı çeşitli görevlerle yükümlüdür. İlkinde birey gönüllüdür, ikincisinde zorunludur. Birinde yaşamdan zevk alır, diğerinde değer yargılarla, ödevlerle, ideallerle çevrilidir, ilkinde yaşam enerjisini tüketir, ikincisinde tüketilir. Toplum bireylerin sırtından yaşar. Sartre’ın toplumunda Stirner bir Kendi-olarak barınamaz.
Topluluk bir araçtır, toplumsa bir amaç. Toplulukta birey bir Kendi-olandır, toplumda yalnızca bir üyedir. Ve sadece üyelik haklarından yararlanır. Aynı zamanda üyelik ödevleriyle yükümlüdür. Pedagoji, klasik adıyla terbiye, toplumun bileşenlerinden biridir. Toplum bireye sınırlar koyar, toplulukta bireyin çıkış noktası ve yargıcı kendisidir. Çıkarları doğrultusunda bir iletişim kurabilir ya da iletişimi bozabilir. Kimseden bir şey talep etmez, kimseye karşı yükümlülük taşımaz.
“Bulantı”da her şey rastlantısal ve absürttü, şimdiyse sosyalizm gibi bir sistem Sartre’da bir anlam kazanıyor. Toplum Sartre’ı mutlu kılar, Stirner’i tiksindirir.
4) Buradalık ve Haz
“İşte o zaman bulantı beni yakaladı; banketin üzerine yığıldım.[…] Kusmak geliyordu içimden.”
-Sartre-
Stirner’in buradalığı tiksinti değil, haz yönelimlidir. Parolası: Buradayım ve haz alıyorum. Tıpkı bir bitki gibi kendi iç dinamiğime göre nefes alıyorum. Stirner’in varoluşu varoluşçuluk değildir, çeşitli giysilerle sahneye çıksa da, hiçbir giysi kutsanmadan yerini bir sonrakine bırakır.
“Varoluşçuluk bir Hümanizm mi dir?” adlı eserinde Sartre, Dostojevski’nin “Tanrı yoksa, her şey mübahtır” tümcesini örnekleyerek, ateist varoluşçuların insanı şu an bir “taslak” olarak algıladıklarını ve yukarıda saydığım bileşenlerle bu “taslağı” Tanrı’dan ve dinsel öğretilerden bağımsız olarak şekillendirdiklerini ileri sürer. Çünkü Tanrı’nın olmayışı bir ateist için hiçbir şeyi mübah kılmaz. Buraya kadar sorun yok.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır.
Sartre’ın “taslak” kavramı ve ateizmi konumuz gereği önemlidir. “Taslak insan”, kendini daima yenileyendir; bu bir bakıma Stirner’in Biricik’iğle örtüşür, çünkü Biricik de kendini daima yeniler. Ve bu yenileme Biricik’in gündelik şekilleridir. Biricik kendini amaçlamaz, kendini tüketir, her an neyse odur. Ancak Biricik bir taslak değildir, Biricik doğası gereği zaten bir bütündür, gündelik şekillenmeleri onun gelişimindeki geçici adlarıdır. Ve bu adlar onun ilgisine göre değişir, sabit değildir. Çünkü her sabit düşünce ve edim bir fixe Idee’dir. Stirner’in bir sosyalist olma çabası yoktur, vicdanlı bir insan olma eğilimi olmadığı gibi.
Sartre’ın ateizmi Feuerbach’ın İnsan kavramını anımsatır. Feuerbach’ın ateizmi, Hıristiyanlık öğretisine göre Herşeyin ölçütü olan Tanrı’nın yerine İnsan’ı temel alır. İnsan’dır artık Herşeyin ölçütü. Feuerbach, Tanrı’yı yok sayarken, onun yerine İnsanı getirir, bununla İnsanı yüceleştirir. Bu nedenle Stirner Feuerbach ve döneminin öteki ateist filozoflarına hitaben “ateistlerimiz dindar insanlardır. […] En azgın ateist, en inançlı Hristiyan’dan daha az dindar değildir”[9] der. Sonuç olarak sadece adlar değişti: Tanrı’nın yerini İnsan aldı. Sartre’ın ateizmi de aynı eleştiriye layıktır. Nedir Sartre’ın ateizmi? Var olan bütün Hıristiyan değerleri devralmak. Vicdan, pedagoji, sevgi, aile, toplumsal sorumluluk kısacası sosyolojik tüm değerler devam ettirilir. Değişen nedir? Gökten indirilen Tanrı’ya vicdanda yer verilir, tam olarak: Tanrı’nın bizzat kendisine dönüşür vicdan. Ateist vicdan: Hümanizm. Sartre ile birlikte tüm varoluşçular bu toplumsal bileşenler üzerine kuramlarını yapılandırırlar. Dolayısıyla Stirner’in ateizm eleştirisi güncelliğini en yüksek düzeyde korumaktadır.
“Varoluş, özden önce gelir tümcesi” bu aşamadan sonra tersini dile getiriyor. Ateistin vardığı yer yalın varoluş değil, öz’leşen nominadır: Sosyalizm vb. Yalın varoluş varoluşçuluğa dönüşürken beraberinde yeni tanrılar doğuruyor. Bu durumda haz Kendi-olanın kendi hazzı değil, bir nominanın hazzıdır.
Kitabının “İlişkilerim” bölümünde dünyayla ilişkisini şöyle ifade eder Stirner: “Benim dünyayla ilişkim onun tadını çıkarmak ve onu böylelikle kendi öz-hazzım için kullanmaktır. İlişki, dünya-hazzıdır ve benim – öz-hazzıma aittir.” Ve bu haz Ben ile Öteki arasında bir tahakküm ilişkisine neden olmaz: “Ne Sen benden yüce varlıksın ne de Ben senden.”[10]
Elbette Stirner tiksinme duygusunu tattı, elbette varoluşsallık ve toplumsallık karşısında Roquentin gibi aynı ikilemleri yaşadı, ancak “Biricik ve Mülkiyeti” tüm bu ikilemleri aşan ve hazzını yeniden keşfeden bir Biricik’in dünyasıdır.
Bir yetkinlik olarak us “Bulantı”da parçalanır. Roquentin, kendi seçimi olan izolasyonda acının uç noktasında yaşar. Üstbenden neredeyse tamamen kurtulacakken tiksintinin dalgalarına kapılır. Tiksinti ona kendini bulma yollarını gösterir, aynı zamanda ama onu izolasyona iter. Protagonist sarsıntı yaşar, Meselesini Hiç’e bırakmak üzereyken. Neticede, içselleştirilen üstbenini dışlarken, kendi Ben’ini de dışlar. “Tiksinti” (bulantı) budur.
Sartre daha sonraki eserlerinde Roquentin’ı “Bulantı”nın kasvetinden kurtarır. Ne var ki Kendi-olan bir Biricik olarak yeniden yaratabileceğine, nominalarla taçlandırır onu. Sonuç: Roquentin nominaların mekânı olan üstbenini geri alır. Ancak onun yerine Ben’ini sonsuza dek kaybeder. Sartre’ın yalınlığı, otantik düşüncesi hayaletlere karışır ve Stirner gülümser.
[1] Jean-Paul Sartre: Drei Essays, Ullstein, 1989, s. 32. (Metin boyunca ad verilmediği sürece çeviriler bana aittir.)
[2] Max Stirner: Biricik ve Mülkiyeti, Norgunk, s. 309 ve 320.
[3] Stirner, a.g.e, s. 195-196.
[4] Sartre, a.g.e, s. 16.
[5] Sartre, a.g.e, s. 32.
[6] Fritz Mauthner: Der Atheismus und seine Geschichte im Abendlande. Viertes Buch. Georg Olms Hildesheim, 1963. s. 210.
[7] Stirner, a.g.e, s. 149.
[8] Immanuel Kant: Der Denker und Erzieher, Deutsche Buchgemeinschaft, Berlin 1961, s. 346.
[9] Stirner, a.g.e, s. 167, 40
[10] Stirner, a.g.e, s. 41.
http://projektmaxstirner.de/maxpaul.html?fbclid=IwAR3alLjnHhYDNQeOApj6hZzSYl4Xbcxl1SQDkpdDLnW-TBr13GgKZuykjQg
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.20 00:50 karanotlar Pontos Rumları: 19 Mayıs bizler için soykırımdır

19 Mayıs 1919’un Pontos Rumlarına yönelik soykırımın "en ölümcül darbesinin" başlangıcı olduğunu belirten Pontuslu Rumlar, bu tarihin aynı zamanda Kürtler, Aleviler ve diğer halklar için de soykırımı ifade ettiğini vurguladı.
İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1915’te bir buçuk milyon Ermeni ve 300 bine yakın Süryani’nin hayatına mal olan tehcir ve soykırımın son halkası Pontus Rumlarına yönelik gerçekleşti. Yunan tarihçi Konstantinos Fotiatis’e göre, 1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun ve Giresun’da 134 bin 78, Niksar’da 27 bin 216, Trabzon’da 38 bin 434, Tokat’ta 64 bin 582, Maçka’da 17 bin 479, Şebinkarahisar’da 21 bin 448 Rum, mübadele yollarında hayatını kaybeden 50 bin insanla birlikte toplam 353 bin Pontoslu soykırıma uğradı. Yine Fotiadis ve Pontoslu Rumlara göre, 1914’de başlayan sürecin en ölümcül darbesi 19 Mayıs 1919 tarihinde yaşandı. Bu tarihte Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in ilk olarak görüştüğü Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman’ın Rum halkına yönelik saldırılarda ön planda olması bu iddiayı güçlendiriyor.

Pontoslu Rumlar, soykırımın yıldönümü olarak kabul ettikleri 19 Mayıs'a ilişkin konuştu.

SON ETABIN BAŞLADIĞI TARİH

Trabzon Maçkalı olduğunu belirten yazar Tamer Çilingir, hep farkında olduğu Rum kimliğini kabul etmesinin 40’lı yaşlarında olduğunu ifade etti. Okudukları okullarda ve çevrelerinde yıllarca Rumların "kötü ve hain insanlar" olarak anlatıldığına değinen Çilingir, "Türklük ise en ‘yüce’ değerdi" dedi.

Çilingir, Pontos Rumlarına yönelik soykırımın, Süryani ve Ermenilere yönelik soykırımdan bağımsız olmadığı gibi Trakya ve Küçük Asya Rumlarına yönelik soykırımdan da bağımsız ele alınamayacağına dikkati çekti. 19 Mayıs 1919’u söz konusu projenin "son etabı" olarak nitelendiren Çilingir, Pontos’ta bu tarihe kadar 150 binden fazla insanın katledildiğini söyledi. 19 Mayıs’ın resmi ideolojide ise "emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşının başladığı tarih" olduğunu belirten Çilingir, “Ortada bir ‘milli mücadele’ de yoktur. Emperyalist paylaşım savaşının mağlubu Osmanlı’dan geriye kalan topraklardaki iktidar mücadelesi modern, batıcı ama Müslüman kimlikli bir kapitalist devlet olarak ayakta kalma çabasıdır” diye belirtti.

KATLİAMLAR TARİHİ

“Yüz yıllık cumhuriyet tarihi de baskı, zulüm ve katliamlar tarihidir” diyen Çilingir, "kanlı tarihin" başlangıcı olan 19 Mayıs’ın sadece Rumlar açısından soykırımı ifade etmediğini kaydetti. 100 yıl boyunca zulüm ve katliamlara uğrayan Aleviler, Kürtler ve Lazlar için de aynı anlama geldiğine işaret eden Çilingir, bu tarihin kendisine "Türküm" diyen yoksul işçiler ve Müslümanlıktan asla ödün vermeyenlerin kadınlara reva gördüğü uygulamalarıyla, kadınlar açısından da kara bir gün olduğunu vurguladı.

PONTOSLULAR KİMLİĞİ İLE YÜZLEŞİYOR

Devletin baskı, yasak ve asimilasyon politikalarından kaynaklı Pontosluları da kendi kimliklerini gizlemeye ittiğine dikkati çeken Çilingir, “Neredeyse tüm ailelerin soylarının Müslüman ve Türk olduğunu ispat etme çabaları da yüz yıl öce ve yüz yıl boyunca nasıl bir korku içinde olduklarının göstergesi değil midir” diye sordu. Ancak, son yıllarda kimlikleri ile yüzleşenlerin sayısının arttığını vurgulayan Çilingir, şunları söyledi: “Asıl korku devletin ve kendisine bir takım statükolar oluşturmuş kesimlerin korkusudur. Pontos’un dışındaki Rum düşmanlığı Pontos’ta aynı düzeyde değildir. Binlerce yıllık kültürel ve tarihsel birikim soykırıma rağmen hala yok edilemediği için herkes açısından ‘acaba ben Rum muyum’ ‘şüphesi(!)’ hep var olmuştur. Pontos insanı, Rum kimliği ile yüzleşmenin dışında her şeyden önce yüz yıl önce bu topraklarda Hristiyan Rumların yaşadığını biliyor.”

'TÜRK TOPLUMU VİCDANIYLA YÜZLEŞMELİ'

Yunanistan’da ve Avrupa’da Pontoslu Rumların kurdukları federasyonların soykırım ile ilgili etkinlikler yaptığını anımsatan Çilingir, “Konferanslar, belgesel film çalışmaları, kitap yayınları ve değişik dillere çevrilmesi gibi faaliyetlerden oluşan bu etkinlikler bir duyarlılık yaratıyor. Fakat yeterli değil tabi. Sonuçta bu federasyonlar diasporadaki Rumlardan, yani 100 yıl önce sürgün edilmiş olan Rumların torunları. Bu konuda asıl çalışmanın daha etkili olması için bugünkü Pontos coğrafyasından yapılması gerekiyor. Ve dünya kamuoyundan daha da önemlisi bugünkü Pontos coğrafyasında ve Türk toplumun vicdanında bir yüzleşme yaşanması gerekiyor. Öte yandan özellikle muhalif kesimlerin ve tabi Kürtlerin de bu konuda seslerinin çıkması bu süreci hızlandıracaktır” diye konuştu.

KRALDAN DAHA KRALCI

Samsun Bafralı barış aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı ise, kendisi gibi büyüklerinin de Pontos’ta doğduğunu, yedi göbek Pontos Rumu olduğunu vurguladı. Ailesinin hem korkudan hem de bölgede Rum kimliğinin "küfür" olarak algılanmasından kaynaklı kimliklerinden uzak durduğunu ifade eden Yaylalı, “Hatta o kadar uzak ki, bizlere Türk ordusu ve çetecileri tarafından öldürülen büyük babamız ve ailesini, sözde ‘Kurtuluş Savaşı’nda’ öldüğü ve cenazesinin ise getirilemediği söylendi. Kraldan daha kralcı olmak deyimi vardır ya, bizimkiler bunun ile yetinmemiş ve bizleri sözün tam manası ile kendi değerlerine sırt çevirmiş birer Türk ırkçısı olarak yetiştirdiler” diye belirtti.

YÜZLEŞMEYİ SAĞLADI

Kendisi gibi durumun farkında olmayanların kendi halkı Rumlar dahil herkesten nefret ederek büyüdüğünü söyleyen Yaylalı, bu dönüşümün ise 1994’de askerlik yaparken PKK’nin eline geçmesi ile başladığını belirtti. Böylece Kürt halkı gerçekliği ile karşılaştığını paylaşan Yaylalı, “Bu hesaplaşma daha sonra beni kendi halkımla, kendi değerlerimle yüzleşmeye taşıdı. Kürt halkına karşı savaşa gitmişken, onca kötülüğü yapmışken, Kürt halkının yiğit evlatları insan olabilmem için bana bir şans daha verdi. Pontos'daki Rum halk gerçeği ile yüzleştiğimde ise bu inkar, katliam ve soykırım sisteminin temelinde, halkların kanı ve mezarsız canların olduğunu gördüm” dedi.

'ÖLÜMCÜL' SALDIRI: 19 MAYIS

Gayri Müslim halklara yönelik soykırımın üç aşamada gerçekleştiğini kaydeden Yaylalı, ilk iki aşamanın Osmanlı döneminde II. Abdülhamit ve İttihat Terakki döneminde olduğunu belirtti. Yaylalı, "Ölümcül" saldırının ise, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkmasıyla başladığını vurguladı. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tüm imkanlarını Pontos Rumlarının soykırımını tamamlamak için seferber ettiğini söyleyen Yaylalı, “Böylece Pontos Rumları ile birlikte üç aşamada gerçekleşen gayr-ı Müslim halkların imhası tamamlandı. Bu yüzden 19 Mayıs 1919 günü temsili olarak yaşadığımız soykırımı anma günü olarak görülür” diye ifade etti.

HALKLARIN MÜCADELESİ İVME KAZANDI

Kürt mücadelesinin getirdiği ivme ile halkların kendisini toparlama sürecine girdiğini ifade eden Yaylalı, Karadeniz bölgesinde Hemşin, Laz ve Gürcü halkından sonra kendilerinin de ayağa kalmaya çalıştıklarını belirtti. 2016 yılında Ankara’da soykırım konferansı düzenlediklerini hatırlatan Yaylalı, “Yüzyıl sonra soykırımı yürüten merkezde Pontos'un, Pontuslu Rumların hala burada oldukları mesajını verdik. Bu üç kesimin dikkatini çekti. Birincisi Pontoslu Rum gençlerin, ikincisi Sol, sosyalist, muhalif güçlerin ve tabi devletin de dikkatinden kaçmadı. İlk iki kesimden çok olumlu tepkiler aldığımızı söyleyebilirim. Devlette özellikle önde koşturan bizlere karşı birçok soruşturma başlattı. Tutuklanmama neden olan davalardan biri de Pontos Soykırımı ile yaptığım paylaşımlardı” ifadelerini kullandı.

‘RÖNESANSIMIZI YAŞIYORUZ’

"Yüzyıl sonra tekrar Rönesans’ımızı yaşar gibiydik” diyen Yaylalı, bu dönemden sonra Pontos Rumlarına yönelik soykırımı anlatan birçok kitabın yazıldığını ya da Türkçeye çevrildiğinin altını çizdi. Başta Yunanistan olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde konferanslar düzenlendiğini de ekleyen Yaylalı, “Elbette bu daha başlangıç, diğer halklar gibi Pontos'da ve Türkiye'de kurumsallaşmış bir örgütlülüğümüz yok ama bu çalışmalar ileride onu da getirecektir. Halkımız, mücadelemizle birlikte halkların ağzında 'küfür' olmaktan çıkıp, kendi dilimizde kardeşliğin haykırıldığı sloganlara dönecektir. Nerede olursak olalım, yüzümüz hep Pontos'a dönük olacaktır. Mücadelemize gençlerin ilgisi şimdiden çok arttı, mücadele devam ettikçe sistemin 600 yıllık inkar ve asimilasyonu karton gibi yırtılıp atılacaktır” diye konuştu.

YÜZLEŞMEKTEN KORKULUYOR

Türkiye’de sol muhalefetin hala Pontoslu Rumların soykırımı ile yüzleşmekte sorun yaşadığını da sözlerine ekleyen Yaylalı, “Bir şeyi açıkça belirtmem gerekir, çünkü bu Kürt halkına karşı benim bir borcumdur. Geçtiğimiz 19 Mayıs’ta modern Genç Osmanlıcılar, İttihatçılar ve Kemalistlerin Samsun'a çıkarma yapmasına ilişkin Pervin Buldan şahsında HDP'nin 'bizde orada olmalıydık' sitemi biz Pontos Rumlarını oldukça üzmüştür. Yine, benzer şekilde Sol Partili Alper Taş’ın 23 Nisan ve 19 Mayıs kutlamaları bizleri çok üzmüştür” dedi.

“19 Mayısı ya bayram olarak kutlarsın, ya da anma olarak” diyen Yaylalı, şöyle devam etti: “Yani, ya inkarcı, talancı, soykırımcılar ile yan yana olursunuz ya da soykırıma uğratılmış halklar ile yan yana olursunuz. Kürt halkı ve iradesi bana insanlığımı kazandırdı. O yüzden başka türlü düşünüp başka türlü konuşamam. Soykırımcılar sizi hedef tahtasına koyduğunda, kimseyi ayırt etmiyorlar, herkesi bir arada yok edip gidiyorlar. Tarihimiz o kadar açık ki, resmi ideolojinin materyalleri dışında da çok değerli çalışmalar vermeye başladık. Lütfen o acı deneyimleri okuyalım ve bu deneyimleri halklar ile paylaşalım ki tekrar benzer durumları yaşamayalım."
http://mezopotamyaajansi22.com/tum-haberlecontent/view/97099
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.10 08:51 KindaBruh666 Anal sex ekşi sözlük

daha önce oral seks ile ilgili yazdığım yeni başlayanlar serisinin ikincisi.
anal seks deyince, erkeğin zaten zevk almamasını düşünmek mümkün değil. etrafınızdaki ortalama bir erkeğe anal seks deyince bile neredeyse boşalabildikleri için bir şekilde yeni başlamış olma ihtimalleri az veya zaten üstlerine düşen şey sıklıkla sadece anlayışlı olmak, sakin olmak ilk seferi için. bir de gerçekten demir gibi erekte olmayan veya olmayan bir erkek ile anal seksi, hele ilk seferini gerçekleştirmek mümkün değil...belki de bu nedenle erkek taraf bir destek kuvveti alsa da fena olmaz. “prezervatif ile yapınca hissedemiyorum, erekte olmayı devam ettiremiyorum”cu erkekler, en güvenilir partneriniz ile bile yaparken condom kullanmanız gerektiğini bilerek girin bu işe. penisinizi soktuğunuz yer bir çok bakterinin olduğu bir mekan çünkü. cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bahsetmiyorum...başta şu meşhur koli basili var ya denizlerden tanıdığımız, işte orası onların mekanı....yani bir bakmışsınız prostatınız enfeksiyon kapmış...bu nedenle anal seksi mümkünse condom ile yapın...
gelelim kadınlara....evet....anal seks isteyen kadın sayısı erkeklere göre oransal olarak 100:1 kadardır ortalama bu kesin. bu nedenle istemediğiniz bir şey ise yapmak zorunda değilsiniz...hatta oral seks gibi değil bu, çok daha meşakkatli, o yüzden istemiyorsanız kesinlikle girmeyin bu işe. vajinal bir zevk alacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. zevkli mi? evet...hem de çok... ama sıklıkla sınırlı olan zevk, tabu bir şeyler yapma ve edilgenliği üst noktaya taşımanın verdiği beyinsel ekstaz ile artıyor....yani anal seks biz kadınlar için daha çok beyinsel bir zevk. buradan zevkli olmadığını sakın çıkarmayın...çünkü bayağı bayağı da zevkli alışınca ve doğru yapınca. beklentilerinizi çok yüksek tutmayın sadece. anal bölgenin duvarları vajina gibi sinir uçlarının bittiği bir yer...bu sinirlerin uyurılması bazı kadınlarda vajinal orgazm benzeri orgazmları da oluşturabiliyor bunu da söyleyim... benim de yabancı olmadığım bir his bu. anüsün duvarları ince bu nedenle ağrı da hissedebilirsiniz...bazen ağrı ve zevk arasındaki çizgiyi çekmek çok zor zaten. vajinal seks sırasında da acı hissettiğim anlar az olmadı düşününce...
ilk önemli adım anal seksi isteyip istemediğinize karar vermek. bence herkes en az bir kere anal seksi denemeli. anal seksteki ilk denemeleriniz de canınızın yanacağını kabul ederek bu işe girin. ve kesinlikle partnerinizin sizi zorlamasına izin vermeyin. en önemlisi bunu onun için değil kendiniz için yapın. partnerinizi seçerken de sakin, sizi dinleyen ve tüm deneyim boyunca sizin rahatlığınızı düşünen birini seçin. karar verdiğinizi ve yapmak istediğinizi kabul ederek ilk adıma ilerliyorum.
öncelikle temizlik....vücudun anüs dahil hiç bir yeri pis değildir. sadece anal seksin bölgesel özelliklerine bağlı olarak temizlik sonrası yapılması özellikle sizi çok rahatlatacaktır. her zaman anal seksi (vajinal seks için de aynı değil mi) planlı yapmanız mümkün değil...ama en azından ilk seferlerde hazırlıklı olmanız hem sizi hem de partnerinizi rahat ettirecektir. temizlik derken vücut temizliğinizden bahsetmiyorum, onu benim anlatmama elbette gerek yok. anal temizlikten bahsediyorum ve bunu yapmanın bir kaç yolu var. öncelikle anal temizlik nedir? anal temizlik anüs ve rektumun ilk bölümlerinde var olan dışkı kalıntılarının atılması için yapılır. yani işin aslı her iki taraf içinde boktan bir deneyim olmasını engellemek adına yapılır. yöntemlerden en anneden kalma olanı ilişkiden önce tuvalete çıkmak ve mümkün olduğunda içinizi boşaltmak. en kolayı gibi gözükmek ile birlikte sıklıkla yetersiz olabilir. bu nedenle anal duş yöntemi ile daha derin bir temizlik sizi daha rahat ettirecektir. yapmanın bir kaç yolu var... ilki duş başlığını çıkartıp hortumu deliğinizin içine doğru tutmak. suyu çok tazyikli değil ve ılık kullanmanız gerekir. bu yöntemi yeni başlayanlardan çok daha deneyimli kişiler kullanmayı tercih eder, hele ilk sefer için oldukça zor olabilir. ama daha sonraları o suyun bir anda içinize dolması sizde garip bir zevk hissi uyandırır ki benim sevdiğim bir andır bu. üçüncü yöntem ise seks shoplarda da satılan anal temizlik pompaları ile lavman yapmanız. bu pompaların fiyatı yaklaşık 80-90 lira. aynı ürünü 25 liraya tıbbi malzeme satan yerlerden “lavman pompası” diyerek alabilirsiniz. pompa iki parçadan oluşuyor, bir anüse girecek olan ince parça, bir de rezervuar. rezervuar içine alabildiği kadar ılık suyu koyup, ince parçayı rezervuara takın. daha sonra uç kısma vazelin veya krem sürün. en rahat pozisyon neyse onu bulun. kişisel olarak tercih ettiğim pozisyon ayakta eğilerek yapmak, biraz squat yapıyormuş gibi bacaklarınızın arasından anüse doğru ilerletmek. yatıp bacaklarınızı kaldırarak da bu işi yapabilirsiniz fakat anal kaslarınıza hakim olmanız gerekecek, yoksa istenmeyen bir yere lavman sıvısını boşaltabilirsiniz. mümkünse 2 veya 3 rezervauarlık suyu anal bölgeye rezervauarı sıkarak boşaltın. mümkün olduğunca anal sfinkterinizi kasın ve bir süre sıvıyı içinizde tutun ve sonrasında ıkınarak tüm sıvıyı boşaltın. gelen su tamamen eğer temiz ise artık anal temizliğiniz olmuş demektir. beslenmenize dikkat etmeniz, bol lifli şeyler ile beslenmeniz daha da rahat ettirecektir sizi. hani iyi bir öneri istiyorsanız psyllium içeren şaseleri kullanabilirsiniz. gerçekten oldukça yardımcı olduklarını söyleyebilirim temizlikte...ayrıca sağlık açısından da gayet yararlı.
öncelikle anal seks yapacaksanız muhakkak öncesinde sevişin.....yani hadi hadi yapalım moduna geçmeyin. vücudun gevşemeye ihtiyacı var. hatta ben ilk zamanlarda muskaril yani kas gevşetici alıyordum. anal kaslara etkisi hiç yokmuş sonradan öğrendiğime göre ama gene de vücudun rahatlaması için iyi oluyor diye düşünüyorum. ilişkiden 1 saat önce alırsanız oldukça iş yarıyor. evet sevişin....partneriniz size oral seks yapsın kesinlikle. ama ne yaparsanız yapın sakın ha oral veya vajinal olarak orgazma ulaşmayın ( sanki her seferinde oluyor da). eğer orgazm olursanız hem anal seks fikrinden uzaklaşabilirsiniz hem de enerjiniz kaybolur. erkek anüsünüzü yalamak ile ilgili bir sıkıntı yaşamayacaksa (ki ben bunu yapmam diyen bir sürü adam o anda hiç tereddütsüz yalar) size rimming yapmasına izin verin. bu sırada iyice gevşetin kendinizi...dili bir penis olarak düşünün ve içinizde hissetmek istediğinizi hayal edin. deliğiniz çok dar...haklısınız ama eğer malum kalınlıkta dışkılar çıkabiliyorsa o kalınlıkta şeyler de rahatlıkla girebilir...bunu unutmayın. ama yardımcı aparatlar ile başlamak en iyidir. tavsiye edeceğim şey değişik kalınlıklarda olan butt pluglar* bunlar dilatatör görevi gören aletler....sıklıkla 3 boyutta oluyorlar. daha öncesinden bunları alıp alıştırmaya başlayabilirsiniz. 1. büyüklükteki zaten bol krem ile çok rahat girecektir. kremleyin hem deliğinizi hem de aleti. daha sonra bacaklarınızı yukarı kaldırın, mümkünse bir duvara dayayarak yatın yere....sonra aleti deliğinizin etrafında gezdirin.... direkt sokmaya çalışmayın canınız acır...aletin ucunu deliğin yukarsından deliğe doğru yalatarak indirin ve deliğe üstten bastırarak girmesini sağlayın.. yani hedefe 12’den değil üst taraftan yaklaşın. rahatça olmasa da hiç zorlanmadan deliğinize gireceğiniz göreceksiniz...kasmayın kendinizi mümkün olduğunca gevşek bırakın ama.... hatta hafif ıkınmak işinize yarayabilir. girdiyse bir süre içinizde tutun. hatta ev işi bile yapabilirsiniz o içinizdeyken...merak etmeyin kaçmaz...bunu engelleyecek sap yapılmış durumda. yeterince içinizde kaldığını hissetiyseniz çıkartın ve bir boy büyüğünü alın. bunun girmesi biraz daha zor olacaktır. aynı şekilde kremleyerek ve direkt deliğe bastırarak değil, deliğe sürterek sokmaya çalışın. hafif ıkınmak burada çok işe yaracaktır. giriyorsa harika...neredeyse hazırsınız...girmediyse pozisyonunuzu değiştirin. bunlar yere yapışabilirler...yere yapıştırarak üzerine oturmayı deneyin....yani adeta alaturka tuvalete oturur gibi...daha sonra sanki kakanızı yapıyormuş gibi deliğinizi ıkınarak genişletin ve ağırlığınızı kullanarak üstüne oturun... gireceğiniz göreceksiniz..biraz acı hissedebilirsiniz ama çok acımaması lazım...acıyorsa bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. girdikten sonra bunu uzun süre içinizde tutun...hatta bununla gerçekten ev işi yapabilirsiniz.....daha sonra çıkartın....işte ilk anal zevkinizi burada hissedeceksiniz...girmesi değil ama çıktığında içinizde bıraktığı o boşluk hissi gerçekten ilk bir kaç saniye çok çarpıcı oluyor anal sekste çünkü. 3. büyüklüktekini ise denemenize gerek yok...biraz büyüktürler ve o büyüklükte bir şeyi ilk olarak penis ile hissetmeniz daha güzel olur. çünkü o büyüklükte bir şeyin girmesi için erkeğin de yardımınıza ihtiyacınız var...en azından ilk seferlerde. bu işlemi seksten önce yapabilirsiniz veya partnerinizin yardımı ile seksten önce veya seks sırasında yapabilirsiniz. seks sırasında 2.yi çıkardıktan sonra artık hazırsınız demektir. uygun pozisyonu bulmak belki de en önemli şeylerden biridir. bir çok kadın ya dört ayak üstü pozisyonu (ki erkeklerinden en çok tercih ettiği pozisyon) veya kadınların üstüne oturduğu pozisyonu tercih etmekte ilk seferde. kişisel deneyimim ise özellikle kucağa oturmanın en zor pozisyon olduğunu söylüyor. çünkü tüm insiyatif sizde ve böyle bir durumda acıyacak korkusu ile yapılması gereken şeyler yapılamıyor tam olarak... o nedenle bu pozisyonu ilk seferlerde hiç düşünmeyin. ya dört ayak üstünde tercih edebilirsiniz veya bacak omuza vs gibi misyoner varyasyonlarını... kişinin kendi ile ilgili durumu bulması lazım. ben ne kadar çok yapmış olursam olayım ilk girişte her zaman bacak omuzda daha az zorladığımı fark ettim. size de tavsiyem bu. uzanın ve başınızın altına bir yastık ve poponuzun altına bir yastık koyun. sonra bacaklarınızı kaldırın ve erkeğin omzuna koyun. burada yastığın kalın olması çok önemli çünkü popo deliğinizi erkeğe doğru kaldırmak zorunda kalırsanız kaslarınızı kasmanız gerekecek ve bu da işi zorlaştıracak. kalın bir yastık ile deliğiniz yukarı bakar pozisyonda olursa sorun ortadan kalkar. erkeğin prezervatif taktığından emin olun ve krem muhakkak yanınızda olsun. burada kullabilecek şeyler kesinlikle özel ürünler olmalı. su bazlı kayganlaştırıcıları kullabilirsiniz ama mümkünse glider’ın anal seks için olan ürünü en iyisi. bir de silikon bazlı kayganlaştırıcılar var ki aslında daha kolaylaştırıyor ve az sürseniz bile yeterli oluyor ve takviye gerektirmiyor fakat türkiyede bulmak çok kolay değil. glider analı bulmak ise hiç zor değil. durex vs gbi markaların da kayganlaştırıcılarını kullanabilirsiniz. fakat en dikkat etmeniz gereken şey içinde lokal anestetik içeren kayganlaştırıcıları kullanmamak. veya öncesinde emla benzeri kremleri de kullanmayın. acıyı engellemeyin...çünkü acı bir şeylerin ters gittiğinin göstergesi olacak bizim için. bacaklarınızı kaldırdınız artık iş erkeğe düşüyor. kayganlaştırıcıyı hem penisine hem de sizin deliğinize sürmeli.. hatta mümkünse biraz parmak ile içeriye de... butt plug kullandıysanız önce ( çok akıllıca bir hamle olur gerçekten) delik zaten kayganlaştırıcılı ve hafif gevşemiş durumdadır. daha sonra bacaklarınızı iyice yukar kaldırarak kendi omuzlarına koymalı. bu halde iken bile poponuzu siz yukarı kaldırmamalısınız. hatta mümkünse sırt ve beliniz de gevşek ve yatağa düz şekilde olmalı. erkeğin penisi gerçekten çok sert olmalı. yoksa bazen vajinanıza giren penisin içinizdeyken tam sertleşmesi gibi bir durum anal sekste söz konusu olamaz. erkek penisi deliğinizin gene üstünden kaydırarak sokmaya çalışmalı. gene direkt deliğe 12’den saldırmak yok yani. siz işte tam olarak bu anda, yani penis deliğinize değdiği anda ıkınarak sanki kaka yapıyormuşsunuz gibi yapmalısınız. penis içeri girerken otomatik olarak kasları sıkma ve sanki kaka yapmayı engellemeye çalışmak gibi bir his oluşuyor... acıyacak korkusu dışında sanki içine almak istiyorsunuz o yüzden kasları kasıp içinize çekiyorsunuz gibi geliyor ama yanlış bir hareket bu. yapmanız gereken ey ıkınmak ve deliğinizi mümkün olduğunda açabilmek. bu noktada biraz acı hissetmeniz çok doğal...sakın itmeye çalışmayın adamı. ama erkekte çok yavaş olmalı bu noktada...bir anda bitsin abanayım girsin mantığında bir erkek bir kere sokabilir o penisi belki....ama ikinciyi bir daha rüyasında görür. bu nedenle erkek yavaşça ilerlemeli....durmalı...size gevşemek için süre vermeli. siz de bu arada mümkün olduğunda kendinizi gevşek tutmalısınız. penisin başı içeri girdiği andan itibaren işin en zor kısmını atlattınız...artık içinizde... bu noktada artık ıkınmayı bırakıp sadece gevşemeye çalışın. hızlı nefes alıp vermek burada hem aldığınız zevki artırabilir hem de gevşemenize yardımcı olabilir. sizin gevşediğinizi hissettikçe erkek ilerleyebilir. ama penisin hepsini içinize alacaksınız diye bir zorunluluk yok. başı girdikten sonra erkek ileri geri haraketlerine başlayabilir. hatta bu şekilde gevşemeniz artar ve daha derine alabilirsiniz penisi. artık içiniz de ve siz anal seksi başardınız. zevk almaya bakın. bu noktaya geldiyseniz parmağınız ile clitoral uyarı ile zevki artırabilirsiniz de. yaşadığınız seksin duygulanımını hissetmeye çalışın bir yandan... tabu olan bir şeyi yapmak, o anda bir erkeğin önünde en edilgen halde olmak gibi şeyleri düşünerek beyinsel ekstasınızı da oluşturabilirsiniz.
ilk seferinde sadece tek pozisyonda yapın, erkeğin çıkartıp tekrar sokması sizi zorlayabilir. yavaş yavaş alıştıkça ilerki deneyimlerinizde kesinlikle farklı pozisyonları deneyin.
ve unutmayın....eğer anal seks yapmak istemiyorsanız asla yapmayın... erkek istiyor diye yapılacak bir deneyim değil anal seks.
submitted by KindaBruh666 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.07 12:50 goktemtemizlik Temizlik, Dezenfektan ve Dezenfeksiyon

Temizlik, Dezenfektan ve Dezenfeksiyon
Temizlik ve Dezenfekte
Temizlik, dezenfektan ve dezenfeksiyon artıları ve eksileri. Çevrede elementlere neden olan birçok hastalık vardır. Bu elementler veya mikroplar bulaşıcı hastalıklara neden olabilir. Temizlik, dezenfektan ve dezenfeksiyon, bu mikropların yayılmasını önlemek ve sonunda kendimizi bulaşıcı hastalıklardan kurtarmak için kullanabileceğimiz geniş yönlerdir.
Temizleme, dezenfekte etme ve dezenfeksiyon etme çevreyi temiz ve güvenli tutmaya büyük ölçüde katkıda bulunsa da, bazı dezavantajları da olabilir. Nasıl?
Tüm temizleme işlemi, sanitasyon veya dezenfekte etmek için olsun, bir tür kimyasal kullanım gerektirdiğinden. Hayatınızı hastalıklardan daha sağlıklı ve güvenli hale getirmek için, bazı kimyasal temizlik ürünlerinin avantajlarını ve dezavantajlarını anlamanız gerekir.
Bu yüzden bazı bilgiler topladık ve size bu makaleyi Beylikdüzü temizlik şirketi olarak , temizlik, dezenfekte etme ve dezenfeksiyon etme avantajları ve eksileri sunmak için getirdik . Ama aşağıya inip okumadan önce, bu üç süreci neyin ayırdığını anlamalısınız.
Yani, daha fazla uzatmadan önce temizlik, dezenfekte etme ve dezenfeksiyon etme arasındaki farka bakalım.

Temizlik ve Dezenfektan, Dezenfeksiyon Etme Arasındaki Fark

Temizlik : Temizleme işlemi, bir yüzeydeki veya nesnedeki tüm kiri, mikropları ve diğer kirleri sırayla giderme işlemidir. Temizleme işlemi nedeniyle, mikroplara neden olan tüm hastalıklar, aksi takdirde hastalık ve hastalığa neden bir çok risk ortadan kaldırılabilir.
Temizlemenin çoğu kir ve mikropları temizlediğini ancak öldürmediğini belirtmek isteyebilirsiniz. Temizlik başka bir yöntem olmadan yapılırken en büyük sorun, çok yüksek çapraz bulaşma olasılığı vardır.
Temizleme yöntemindeki ürünler şunları içerir:
  • Sabun ve deterjan
  • Kuru bez, Yer silme aparatı
  • Su
  • Vakum (Süpürge)
  • Fırça
  • Kova
Temizlemeye dahil edilen yöntemler:
  • toz alma
  • Vakumlama
  • Kazımak
  • Paspaslamak
  • Durulama
Bu temizleme işlemi, ürünler ve diğer temizleme yöntemleriydi, şimdi devam edip görelim:

Dezenfeksiyon

Dezenfeksiyon, yüzey ve nesnelerden elementlere neden olan mikropların ve diğer hastalıkların sayısını azaltmaya yardımcı olan süreçtir. Dezenfeksiyon, maksimum sonuçlara ulaşmak için temizleme işleminden sonra yapılmalıdır.
Dezenfektasyonda maksimum mikropları uygun şekilde çıkarabilen ve yüzeyi kullanılabilir hale getirebilecek birkaç yöntem vardır:
Isı – Sıcak su, sıcak hava ve buhar gibi birçok ısıtma elemanı vardır.
Radyasyon – Bakteri, küf, virüs ve diğer patojenleri öldürmek için ultraviyole ışınları kullanmak.
Kimyasallar – Bu işlemde mikrop sayısını azaltmak için dezenfektanlar kullanılır.
Dezenfeksiyon Ürünleri –
  • Klor bazlı temizleyici
  • İyot
  • Dörtlü amonyum

Dezenfektan

Bu işlemde, mikroplar aslında yüzeyden veya nesnelerden öldürülür, böylece enfeksiyon yayılma riski azaltılabilir.
Dezenfektanda mikropları öldürmek için Hidrojen peroksit, Sodyum hipoklorit, İyodoforlar, Kuaterner amonyum bileşikleri, Fenoller vb. Dezenfektan ürünler, etiketlerinde yazılı temas süresi olarak da bilinir.
Uygun temas süresi veya kalma süresi izlenmezse, operasyon sırasında mikroplar öldürülmez.
Temizlik, sanitasyon ve dezenfeksiyon arasındaki temel fark buydu. Daha önce de belirttiğiniz gibi, mikropları öldürmenin tüm süreçlerinde kullanılan ve büyük kullanımda olduğu için eleştirilemeyen kimyasal ürünler var.
Aynı zamanda, tüm bu ürünler yüzeye, nesneye, uygulamaya ve çevreye yakın bireye zarar verebilir. Aşağıda, bilmeniz gereken artılar ve eksiler bulunmaktadır.

Temizlik Ürünlerinin Artıları ve Eksileri

Temizlik ürünleri, Amonyak, Butoksietanol, Kömür katran boyası, Fosfatlar, Sodyum hidroksit ve benzeri bazı kimyasal ürünleri içerir, aşağıdaki avantajlara ve dezavantajlara sahip olabilir:
Artıları:
  • Kimyasal temizlik, kimyasal olmayan ürünlerden daha etkilidir.
  • Mikropların ve diğer patojenlerin uzaklaştırılması fazla zaman almaz.
  • Kimyasal maddeler sabun ve suyun yerini kolayca alabilir.
  • Daha az su malzemesi üretir.
Eksileri:
  • Temizlik kimyasalları dolaylı olarak çevreyi etkileyebilir. (Toprak,sağlık, yaşam, vb.)
Çözüm:
İnsan sağlığına veya çevreye zarar vermeden en iyi sonuçları verdikleri için yüzeyleri ve nesneleri temizlemek için çevre dostu ürünler kullanabilirsiniz . Bu ürünler limon, sirke, kabartma tozu vb.

Dezenfeksiyon artıları ve eksileri

Dezenfeksiyon işleminde kullanılan kimyasal ürünler, kalıntıları ve mikropları yüzeyden temizleyen bir dezenfektantır, aşağıdaki avantajlara ve dezavantajlara sahip olabilir:
Artıları:
  • Dezenfektanlar işlerinde ucuz ve etkilidir.
  • Temastan sonra bile cildi tahriş etmez.
  • Deterjan ile kombine edilebilir.
  • Aşındırıcı değildir.
Eksileri:
  • Kir veya yağı temizlemek için kullanılamaz.

Dezenfekte Olmanın Artıları ve Eksileri

Dezenfeksiyon işleminde mikropları temizlemeyen ancak öldüren kimyasallar kullanılır, dezenfekte etmenin avantajları ve dezavantajları şunlardır:
Artıları:
  • Mikroplar ve patojenler üzerinde büyük kontrol sağlar.
  • Dezenfektanlar ucuzdur ve kolayca erişilebilir.
  • Mikropların çapraz kontaminasyon riskini büyük ölçüde azaltır.
  • Hastanelerde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Eksileri:
  • Sıradan atıklarla imha edilemez.
  • Bu işlemde kullanılan bazı ürünler kesin raf ömrüne sahiptir.
İşte, üçü arasındaki büyük farkla birlikte bu makalede ele alınan temizlik, dezenfeksiyon ve dezenfektanın artıları ve eksileri. Göktem Temizlik; temizlik, dezenfektan ve dezenfeksiyon konusundaki bilgilerini sizlere aktarmaya çalıştı. Göktem temizlik şirketi yorumlarını Google Benim İşletmem sayfasından okuyabilirsiniz. Umarım bu makaleyi faydalı bulursunuz. İyi şanslar!
submitted by goktemtemizlik to u/goktemtemizlik [link] [comments]


2020.03.11 09:16 Hakankoltuk Bursa Koltuk Yıkama Fiyatları

Bursa Koltuk Yıkama Fiyatları

Evlerde bulunan koltukların zaman içinde tozlanması muhtemeldir. Bu durum karşısında hem ortamın hijyeni hem de koltuğun uzun ömürlü olması açısından dikkatli bir şekilde temizlenmesi gerekir. Bunu en iyi şekilde yapacak olan koltuk yıkama bölgeleri sayesinde sizler uğraşmadan en kısa sürede bu ürünler temizlenmiş olur. Bursa koltuk yıkama fiyatları bu hususta sürekli olarak takip edilen ve incelenmesi gereken bir durumdur. Bölgede sağlamış olduğumuz destek sayesinde koltuklar en uygun koşullarda temizlenecektir. Eksiksiz bir şekilde sağlanmış olan fırsatlar sayesinde en ufak sorun ortaya çıkmaz. Bu hususta firmamızdan destek almanız her açıdan uygun olacaktır.

Bursa Koltuk Yıkama Hizmetleri

Koltukların belirli ömürleri vardır. Düzenli olarak temizlenip yıkanması hem şık görünümleri hem de uzun ömürlü olmaları sebebi ile önemlidir. Özellikle evlerde bulunan birçok koltuk modelini eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde temizleyen ekiplerimiz en ufak sorun ortaya çıkmadan ürünleri sizlere teslim eder. Yıkama sırasında ortaya çıkabilecek tüm sorunlar incelenir. Ekiplerimiz bu hususta sorun yaşanmaması için dikkatli bir şekilde çalışır. Koltukların yıkanma ihtiyacı leke bulaşması ya da tozlanması için olacaktır. Bu hususta iyi bir firma ile çalışarak sorunsuz bir şekilde temizlik desteği almanız muhtemel olacaktır. Ekiplerimiz bu konuda son derece titiz çalışmakla beraber memnuniyeti için sizlere hizmet sağlıyor.

Koltuk Yıkamada Önemli Detaylar

Koltuk yıkama işlemlerinde özellikle işlemi yapan kişinin dikkat etmesi gereken birtakım husus vardır. Bunlardan ilki sorunsuz ekipman kullanılmasıdır. Herhangi bir sorun oluşmaması ve işlemlerin daha verimli yapılması adına kullanılan tüm hijyen malzemeleri eksiksiz bir şekilde temizliği tamamlamalıdır. Günümüzün yaygın unsurlarından olan koltuk yıkama hizmetleri sayesinde sorunsuz bir şekilde destek almanız mümkün olacaktır. Bursa koltuk yıkama fiyatları bu konuda insanların merak ettiği ve araştırdıkları konulardan birisidir. Firmamızın verimli çalışmaları sonucu en ufak sorun ortaya çıkmayacaktır. Koltukların derinlemesine temizlenmesi önemli bir konu olmakla beraber sizleri her daim memnun etmeyi amaçlıyoruz.

Koltuk Yıkama Aşamaları Önemlidir

Koltukların evlerde yıkanması oldukça zordur. Bu sebeple ortaya çıkan koltuk yıkama destekleri bu hususta hizmet almanıza olanaklar sunar. Özellikle iyi bir temizlik ve yıkama için koltukların dikkatli şekilde incelenmesi gereklidir. Öncelikle ürünler üzerindeki tozlar alınmalıdır. Daha sonra tamamı ile yıkama işlemi yapılmalıdır. Bu konuda dikkatli davranılmalıdır ve ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilmelidir. Özellikle sağlanılan fırsatlar neticesinde sorunsuz bir şekilde destek almanız mümkün olacaktır. Bursa koltuk yıkama fiyatları ile de bu konu desteklenmektedir. Son derece güzel bir konumda yer alan fiyatlar sayesinde uzun süre kullanacağımız koltuklarınızı en hijyenik hale getirmekteyiz. Bu durum son derece önemli bir konu olmakla beraber evlerin daha iyi görünmesini de sağlar.

En İyi Koltuk Temizleme Hizmeti

Koltukların temizleniyor olması özellikle ev hanımları için önemlidir. Özellikle evlerde bulunan bu koltuklar düzenli olarak yıkanmalıdır. Bu sayede rengindeki canlılık ortaya çıkacaktır. Firmamız bu konuda oldukça kaliteli hizmetler sunar. Özellikle koltukların daha temiz ve canlı görünmesi için yapılan bu işlemler sayesinde en ufak sorun ortaya çıkmaz. Ekiplerimiz işlerinde oldukça titiz çalışırlar. Bu yönden son derece önemli bir hizmet olan bu durum sayesinde iyi bir hizmet almanız önemli olacaktır. Koltuklar üzerinde bulunan toz ya da kirler insanları zor duruma sokabilir ve bu durum rahatsız hissetmenize neden olabilir. İnsanların en büyük sorunlarından biri olarak karşımıza çıkan zor lekelerdir.Bu durum koltuk temizliğinin kaliteli olmasını gerektiren hizmetler içine girer.

Koltuk Yıkamanın Avantajları

Koltuk temizleme hizmetleri sayesinde çok uzun sürelerinizi alacak olan bu durum sorunsuz bir şekilde tamamlanır. Koltuk yıkamanın avantajları olarak eski ve kirli görünümlü olan koltuğun taze görünüşüne tekrar kavuşması sayesinde çevrenizdekiler koltuklarınızı yeni gibi görecektir. Ayrıca bizim tarafımızdan temizlenen koltuklar yıllar boyu kullanabilme ömrü sunar. Bu sayede tekrar mobilya veya koltuk almak zorunda kalma durumundan kurtulursunuz. Bursa koltuk temizleme fiyatları sayesinde bu hizmetlere insanların ulaşması çok daha kolaydır. Özellikle temizleme işlemleri sırasında koltuk üzerinde en ufak kir kalmamasına dikkat edilmesi ile bebekler için herhangi bir alerjen durumu söz konusu olmaz. Bu hususta düzenli olarak koltukların temizlenmesi son derece önemli bir konudur. Firmamızın sağlamış olduğu destekler sayesinde alacağınız en iyi hizmetler sizlerde oldukça memnuniyet sağlayacaktır.
submitted by Hakankoltuk to u/Hakankoltuk [link] [comments]


2019.11.03 14:50 masalokucomtr Klima Sıcaklık Derecesi

Klima Sıcaklık Derecesi
https://preview.redd.it/notoph3r7hw31.jpg?width=1000&format=pjpg&auto=webp&s=90a303c5c2fd85ed4bd06b7746fe204bc00c6d92
Evimizde 4 mevsim boyunca klima kullanmamız mümkündür. Özellikle son teknoloji ürünü klimalar, havayı kurutmamasının bir getirisi olarak insan sağlığını tehdit eden mikropların artmasına engel olur. Özellikle yaz dönemlerinde klima kullanımı oranları artış göstermektedir. Bu dönemlerde Klima sıcaklıkları en fazla 23-24 derece arasında olmalıdır. Aksi olduğunda sağlık sorunları ile karşılaşmamız muhtemeldir. Yaz aylarında en çok yaşanan sağlık sorunlarından bir tanesi de klima çarpmasıdır. Yaz aylarının etkisiyle havalar fazlasıyla sıcak olur. Klimayı yüksek derecede açtığınızda dışarıdaki sıcak hava ile Klimadan gelen ani soğuk hava karşılaşır ve vücuda ani hava değişimleri yaşatır. Klima çarpmasının yanında yaz aylarında aşırı sıcakladığımız için soğuk suyun altına girmek, bahçede esen rüzgârın altına oturmak ya da vantilatör kullanmak da kişinin ani hava değişimi yaşamasına neden olur. Yaşanan bu değişim nedeni ile vücudumuzun dengesi bozulur. Vücudumuzun dengesinin bozulması bize ani felç ya da birbirinden farklı enfeksiyonlar yaşatacaktır. Özellikle klimanın yüzümüze vurması; bir anda ağız kısmının belirgin bir şekilde sola ya da sağa kaymasını sağlayabilir.
Aşırı terli olduğumuz anlarda Klima ile soğutulan ortamlara girmek; sağlığımız için ciddi tehdit oluşturur. Bu durum göz önüne alınarak klima sıcaklığı 18 dereceden daha aşağıya asla düşürülmemelidir. Önerdiğimiz tavsiyelere uyarak sağlığınızı korurken; klimanızı yıllar boyu sorun yaşamadan kullanabilirsiniz. Klimayı çok düşük sıcaklıklarda çalıştırmak klimanın devamlı olarak çalışmasına neden olur. Sürekli olarak çalışan klimanızın bir süre sonra Kompresör ve diğer parçaları sorun çıkarır. Daha konforlu ve daha sağlıklı bir hayat istiyorsanız; klimayı kışın aşırı sıcağa, yazın ise aşırı soğuğa ayarlamamanız gerekir. Yaz kış fark etmemeksizin klimanız 23-24 derece arasında kalmalıdır. Çok soğuk ya da çok sıcak havalarda bu değişebilir. Ancak bu durumlarda da klimayı aniden soğuğa ya da aniden sıcağa ayarlamak son derece tehlikelidir. Eğer hava dışarıda 40 derece ise, klimayı ayarlarken dereceyi yavaş yavaş düşürmelisiniz. Bu sayede vücut, ani ısı değişimleri yaşamayacak; ani ısı değişimlerinin yaşanmaması nedeniyle de kas ağrıları, kas tutulmaları, baş ağrıları, grip ve zatürre gibi can sıkıcı hastalıklar yaşanmayacaktır. Klima konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur ise, mutlaka düzenli olarak klima bakımı yaptırmaktır. Düzenli bakım yaptırılmayan klimalar; beklenmedik bir anda arıza çıkartarak sizleri çok güç durumda bırakabilirler. Bunun yanında özellikle son teknoloji klima ürünlerini dışarıda bırakarak söylemek gerekir ki; gazı periyodik olarak değiştirilmeyen klimalar, bir süre sonra insan sağlığını tehdit eden zararlı elementleri oda içerisine salabilir. Klima, 6 aylık zaman aralıklarıyla kişinin ekonomik durumuna göre en fazla 1 yıl süreyle bakım yaptırılmazsa; varsa bebeğiniz başta olmak üzere ev halkında küçük çapta akciğer problemleri ile karşı karşıya kalma ihtimaliniz vardır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.03 14:14 masalokucomtr Vestel Klima Kullanma Kılavuzu

Vestel Klima Kullanma Kılavuzu
https://preview.redd.it/tjrad9mq0hw31.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=f0fd869924eadd8e2c0a2fe893fbd25db316d56c
Saygıdeğer müşterimiz. Teknoloji ve doğa dostu olan Vestel ürününü tercih ettiğiniz için sizleri canı gönülden kutluyoruz. Sizlere beklediğinizin çok daha üstünde bir ürün sunmayı amaçlayan Vestel modern tesislerinde özen gösterilerek üretilen, titizlikle kalite kontrollerinden geçirilen Plazma İnverter WIFI 9 A Duvar Tipi Split Klimanız, gereken bakımını yaptırdığınız ve kullanımına özen gösterdiğiniz taktirde sizlere uzun yıllar verimli bir çalışma sağlayacaktır. Kullanım kılavuzu sizlere klimayı nasıl kullanacağınız konusunda yardımcı olur. Klimanızın en ileri teknolojik çözümleri içerisinde bulundurduğunu ve oldukça kolay bir kullanımının olduğunu göreceksiniz. Klimanızı kullandığınız süre boyunca memnun kalmanızı dileriz. Bu ürün, çevreye saygılı Vestel beyaz eşya AŞ tarafından doğa dostu olarak üretilmiştir.

Güvenlik İçerikli Önemli Bilgiler

Bu kılavuz, klimanızın güvenliği, ilk kullanımı, klimanızın bakımı ve temizliği ve kullanım amaçları ile alakalı önemli bilgiler içerir. Bu kullanım kılavuzunun her daim klimayla beraber saklanması gerekir. Ürünü başka birine devrettiğiniz taktirde klima kullanma kılavuzunu da vermeyi ihmal etmeyin. Klimayı kullanmaya başlamadan önce elektrik çarpması, yanık, yangın ya da yaralanma riskini en aza indirebilmek adına çok dikkatli bir şekilde okumalısınız. Uzun yıllar klimanızdan verim almak istiyorsanız klima temizliği, bakımı ve çalıştırılması konusunda hususlara mutlaka uyun. Klimanızın montajının kesinlikle Vestel yetkili servisi aracılığı ile yapılmasını sağlayın.

Klima Kurulumu İçin Güvenlik Uyarıları

ciddi yaralanmalara, ölümlere, mal kaybına neden olmaması için klima kesinlikle topraklama işleminden geçmelidir. Topraklama kablosu asla bir su borusuna, paratonere, bir gaz borusuna ya da telefon topraklama kablosuna bağlamayın. Montaj biter bitmez klimaya elektrik verin ve herhangi bir kaçak olup olmadığına emin olun. Bu işlemi yapmayı ihmal ederseniz, üründe hasar oluşmasına ve elektrik çarpmasına sebep olabilir. Montaj işlemi, montaj kuralları uygulanarak kesinlikle Vestel yetkili servisi tarafından yapılmalıdır. Montaj işlemini kendiniz yapmayı denemeyin. Böyle bir şey yapılması durumunda üründe hasar ya da yapan kişide yaralanma görülme ihtimali çok yüksektir. Klimanın kablo bağlantısı milli elektrik düzenlemeleri ilkesine uygun olarak işinde uzmanlaşan bir elektrikçi ile yapılmalıdır. Klima kalıcı şekilde sabit bir kablo donanımı ile bağlanmışsa ve 10 mA’’dan daha yüksek kaçak akıma sahipse sabit olan kabloya, çalışma akımı 30 MA’dan yüksek olmayan kaçak akım koruma rölesi bağlanmalıdır. Klimanız elektrik şebekesine uygun şekilde otomat ve gecikmeli olarak bağlanmalıdır. Klima montajı için yer seçimi yaparken asla sıvı ya da yanıcı maddelerin yer aldığı bir yeri seçmeyin. Böyle bir dikkatsizlik yaparsanız, sonuçları korkunç olabilecek bir yangına davetiye çıkarmış olursunuz. Klima kurulumundan sonra aşırı ses ya da titreşime maruz kalmamak adına klimanın tam olarak sabitlenmesini klimayı kuran yetkili personele hatırlatın. Dış ünite montajı yapılırken komşularınızı rahatsız etmeyecek bir yere montajlanmasını klima kurumunda görevli personelden rica edin. Klimada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise elektrik sigortasıdır. Montaj sonrası elektrik sigortasının sizin rahatlıkla ulaşacağınız bir yerde olması oldukça önem taşır. Bu sebeple bu konuya çok dikkat etmenizi öneririz. Klima sigortasına hızlı bir şekilde ulaşabilmeniz, olası bir sorunda elektriğini kesmenize yardımcı olur. Bu durum bir anda çıkan yangın, deprem ve buna benzer afetler için hayat kurtarıcı olabilir.
Klima sadece ürün üzerinde yer alan etiket baz alınarak çalıştırılmalı ve bağlanmalıdır. Klimanızı kullanmadan önce mutlak suretle şebeke gerilim değerinizin ürün etiketinde yer alan değer ile uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ettirin. Klima, kesinlikle sigorta vasıtası ile topraklı enerji hattına bağlanmalı; ve klima denenmek için çalıştırılmalıdır. Topraklama yaptırmadan kullandığınızda yaşanması olası olan ya da yaşanan hiçbir zarar, üretici hatasından kaynaklı olmamaktadır. Klimada ne sorunu yaşanırsa yaşansın tamiri için mutlaka yetkili servisten faydalanın. Klima tamirinde yetkili olmayan kişilerce yapılan tamir sebebi ile doğacak sorunlardan yetkili servisi sorumlu tutamazsınız. İç ünite montajı yapılırken yerden yükseklik oranının 1,8 metreden daha az olmamasına özen gösterin. Klima kullanımı sırasında iç ya da dış ünitelerde yer alan deliklere cisim ya da parmak sokmak çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dış ünitenin üzerine onu kapatacak bir madde koymamaya dikkat edin. Aynı şekilde önüne de herhangi bir madde koymayın. Hava akışını yönlendiren kanatların arasına kesinlikle bir cisim sokmayın. Böyle bir şey yaparsanız iç üniteye hasar vermekle birlikte yaralanma riskiniz de çok fazla olacaktır. Fan yüksek hızda döndüğü için de yaralanmalar meydana gelebilir. Yağmurlu ve gök gürültülü havalarda ya da ani elektrik kesilmelerinde klimanıza herhangi bir zarar gelmemesi için şarteli kapatarak klima güç bağlantısını kesmeyi ihmal etmeyin. Bunu ihmal edenler yangına veya elektrik çarpmasına maruz kalabilirler. Kyoto anlaşmasında da belirtildiği gibi klimalar, florlu sera gazlarını içerisinde barındırır. Klimadan çıkan havanın vücudunuza direkt olarak temas etmemesine çok dikkat edin. Bu durum, sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Hayvan, insan ya da bitki fark etmeden klimadan çıkan soğuk ya da sıcak havaya direkt maruz kalmamalıdır. Hava yönünü insanlara direkt üflemeyecek şekilde ayarlamaya özen gösterin. Uzun süre klima soğuğuna maruz kalmak, sizlere hem sağlık açısından hem de fiziksel zarar verecektir. Klima çalışırken kapı ve camlar kapatılmalıdır. Bu yapılmadığında klimanın performansında düşüş yaşanacaktır. Klimayı uzun süre hava alamayan ortamlarda çok fazla kullanmayın. Klimayı ocak, fırın ve buna benzer aletlerle çalıştırırken ortamı arada da olsa havalandırmak ihmal edilmemelidir. Kapı ya da cam açıksa veya bulunulan ortamda nem çok yüksekse klima uzun süre çalışır durumda kalmamalıdır. Dış ünite haricindeki klima parçalarını, yağmur, güneş ve buna benzer açık hava ortamlarında bırakmayın. Klimalar, kapalı ortamlar için ev tipi olarak tasarlanmıştır. Klimayı sadece amacına uygun olarak kullanın. Ortamı ısıtma veya soğutma dışında hayvan, gıda, bitki ve buna benzer şeyleri korumak adına kesinlikle kullanmayın. Klima kullanın amacının dışına çıkarak kullanıldığında üründe hasar meydana gelebilir. Bununla beraber bu durum, ciddi sağlık sıkıntıları da yaşatabilir. En önemlisi ise kullanıcı kaynaklı bir sorun olması nedeni ile klima garantisi iptal edilir. Bu koşullarda oluşacak hasar ne boyutta olursa olsun kullanıcı tarafından karşılanacaktır. Klimanız sadece açıklanan kullanım amacı niteliğinde kullanılmalıdır. Elektrik devresine fazla yük yüklendiğinde bu durum ciddi zararlara neden olacaktır. Bunu göz önüne alarak klima çalışırken başka yüksek güç çeken cihaz çalıştırmamaya özen gösterin. Klima için çoklu prizleri ya da uzatma kablolarını tercih etmeyin. İhmal durumu hasara ve elektrik çarpmasına sebebiyet verebilir. Klima kullanımı 8 yaş üzeri çocuklar, kısıtlı zihinsel, fiziksel, duyusal veya bilgi ve deneyim konusunda yetersiz olan kişilerin kullanması için gözetim altında tutulmaları ya da klimayı güvenli olarak nasıl kullanacakları konusundaki talimatları ve klima kullanımına dikkat edilmediğinde yaşanabilecek tehlikeleri anlamaları gerekir. Çocuklar, klimayı oynanacak bir araç olarak görmemelidir. Eğer klima temizliği ya da bakımını yapıyorlarsa, bu işlem sırasında mutlaka yanında bu işten anlayan bir büyük bulunmalıdır. Özellikle klima iç ünitesi çocukların uzak durması gereke n bir parçadır. Ambalaj malzemeleri, boğulmaya sebebiyet verebilecek malzemelerdir. Bu sebeple malzemeleri çocukların ulaşacağı kadar rahat yerlere koymayın. Kullanmaya başlamadan klima işlevlerini dikkatle kontrol edip tüm işlevlerin doğru olduğuna emin olun. Klima sadece klima gövdesinde ya da klimada yer alan elektrik kablosunda herhangi bir hasara rastlanmadığı zaman kullanılmalıdır. Elektrik kablolarında belirli aralıklarla hasar kontrolü yapmayı ihmal etmeyin. Klima elektrik kablosunun üzerine eşya koymak ya da kabloyu çekerek zorlamak tehlikeye sebep olabilir. Elektrik kablosunda herhangi bir sıkıntı yaşandığı anda olası bir tehlikenin önlenebilmesi adına sadece üretici önerili yetkili servisten yardım alınmalıdır. Klimanız, çalışmasında anormal durumlar söz konusuysa, klima kablosunda hasar varsa, klimada yer alan elektrikli parçalar ciddi şekilde zarar görmüşse, klima suya düşme, sel baskınına maruz kalma gibi sorunlardan dolayı ıslanmış ve elektriksel parçalar su temasına maruz kalmışsa, klimadan daha önce duyulmayan bir ses, koku ya da duman gelirse kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu belirtilerden bir tanesini bile yaşarsanız, klima ile elektrik bağlantısını kesmeli; klimayı kapatmalı ve yetkili servisi ile kısa süre içerisinde irtibata geçmelisiniz. Aksi taktirde hasar gören bir klima ya da klima parçaları sonucunda ciddi yaralanmalar yaşanabilir. Üreticinin tavsiye etmediği aksesuarların klimada kullanımı hem klimanın bozulmasına hem de sizin ciddi şekilde zarar görmenize sebep olabilmektedir. Klimanın soğutucu gaz dolaşımının gerçekleştiği gaz devresine asla kesici ya da delici maddelerle yaklaşmayın. Boru uzantılarındaki üst yüzey kaplamalarının ve ısı değiştirici gaz kanallarının delinmesi sırasında püskürecek gaz, ciddi göz yaralanmaları ve cilt tahrişlerine sebep olmaktadır. Klimaya doğru soğutucu veya yanıcı gaz içerikli spreyler sıkmayın. Klimada meydana gelen herhangi bir soğutucu gaz kaçağı esnasında ortamı havalandırarak mümkün olan en kısa sürede yetkili servisle iletişime geçmeniz sizlerin yararına olacaktır. Klimanın yer aldığı ortamda yanıcı gaz kaçağı yaşanması durumunda klimayı ve gazı kapatın. Ortamın tam olarak havalandığına emin olmadan klimayı kesinlikle tekrar çalıştırmayın. Klima elektrik kablosunun veya klimanın yakınında ısıtıcı tarzında maddeler bulundurmayın. Isıtıcıdan yayılan ısı, klimada yer alan plastik parçaları eritebilir. Nemli ya da ıslak eller ile klimaya temas etmeyin. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız ya da bir şekilde klimayı uzun süre kullanmayacaksanız, elektrik bağlantısını sigortadan kesmelisiniz. Enerji kesildikten sonra yeniden geldiği zaman klimanız en son hangi modda çalışıyorsa o modda çalışmaya başlayacaktır. Olası bir elektrik kesintisi esnasında evden çıkacaksak, klima otomatının kapalı hale getirilmesi gerekir. Klima deliklerine bir şey sokmak ya da düşürmek cihaza zarar verir. Bu konuya çok dikkat edin.
Aşağıdaki durumlar için klimanın sigortasının attırıldığından ve klimanın kapalı hale geldiğinden emin olun
Temizlik ve bakım yapılmadan önce
Kurulum işlemi yapılmadan önce
Tamir edilmeden önce
Klimadan boşalan suyu kesinlikle içme suyu olarak kullanmayın. Bu şekilde davrandığınızda ciddi problemler yaşamanız olağandır. Klimayı montajladıktan sonra yer değişimine karar verirseniz bunu asla kendiniz yapmayın. Böyle bir durumda yetkili servis ile görüşmeniz en doğrusudur.
Bakım Ve Temizlik Yapılırken Dikkate Alınması Gereken Güvenlik Bilgileri
Klima temizliği için aşındırıcı ya da sıvı deterjanlardan faydalanmayın ve üzerine sıvı herhangi bir şey sıçratmayın. Böyle bir durumun yaşanması halinde plastik parçalar zarar görebilir. Bunun dışında elektrik çarpması gibi tehlikeli bir durum da yaşayabilirsiniz. Temizlemeye başlamadan önce herhangi bir zararı engellemek amaçlı klimayı kapatıp şarteli indirin. Yangının ve kısa devrelerin meydana gelmemesi adına iç üniteyi mutlaka kuru tutun. Bakım ve temizlik bölümünde anlatılan hususlara uyarak klimanızı dikkatle temizleyin ve bakımını yapın. Benzin, tiner ve buna benzer hiçbir maddeyi kullanmayın. Aynı şekilde kimyasal maddeleri de klimaya yaklaştırmayın. Hava filtresini takmadan önce filtrenin tam olarak kuruduğuna emin olun. Filtre takılmadan klimayı kesinlikle çalıştırmayın. Bu durum klimada arızaya sebep olacaktır.
Nakliye Ve Taşıma Esnasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Klimanın nakliyesi ve taşınması sırasında, özellikle iç ünite taşınırken OK yönüne dikkat edilmelidir. Dış üniteyi dik olarak taşıyıp yine beklettiğiniz yerde dik şekilde bulundurun. Dış ve iç ünite kutularının üzerine baskı yapma ihtimali olan hiçbir şey koyulmamalı ve kutulara kesinlikle basılmamalıdır. Klima montajı bina çıkışlarına, merdivenlerine ve koridorlarına yapılmamalıdır. Klimanın denendiği durağan basıncın 100 KPa olduğu bilinmektedir. Klimanın elektrik bağlantısı esnasında kullanılması gereken sigorta 18.000 ve 24000 btu için C tipi 20A’, 9.000 ve 12.000 btu için C tipi 16A’dır. Klima montajı yapılacak mekanın elektrik tesisatı kablo çapının istenen kesitte olmasına özen gösterilmelidir. Klimanızda yalnızca dış ünite bina dışı kullanımı için uygundur.
Klima Montajı İçin Konum Seçilmesi
İç ünite
Klima yakınında ısı ya da buhar kaynakları yer almamalıdır. Montajın konumunda hava dolaşımına engel olacak bir sorun olmamalıdır. Klimada hava dolaşımı iyi olmalıdır. Klimada tahliye yapımı kolay olmalıdır. Klima montajı kapı girişine yakın yapılmamalıdır. Klima ile tavan, duvar, dekorasyon ve diğer engeller arasında yeterli mesafe bulunmalıdır. Montaj konumu tavandan yaklaşık olarak 30 cm aşağıda yer almalıdır.
Dış Ünitede
Dış üniteyi yağmur ya da güneş ışınlarından koruyan bir tente varsa kondenserin ısı dağıtımına engel olmadığından emin olun.
Piller
Pilleri direkt olarak ateş, güneş ışığı ve bunun gibi etkenlere maruz bırakmamalısınız. Daha önceden kullandığınız pil ve yeni pil bir arada kullanılmamalıdır. Bitmiş pillerinizi kılavuzda yer alan pillerin takılması bölümünde anlatılan şekil ve tipteki pillerle değiştirin. Şarj edilebilir pillerden uzak durun. Pillerin aktığını fark etmeniz durumunda uzaktan kumandayı kesinlikle kullanmayın. Kumandada göreceğiniz 2478 simgesi pillerinizin bittiğine işarettir. Bu simge karşınıza çıktığında pilleri değiştirmeniz gerekir. İki adet kalem pil V AAA
tip 1,5 kullanın. Uzaktan kumanda pil kapağı ok yönünde açılmalıdır. Pilleri doğru yönde taktığınıza emin olarak yuvalarına dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra kapağı kapatın.
Sorumluluk sınırlaması
Bu kılavuzda bulunan tüm teknik bilgiler, kullanım talimatları, klima bakımı, klima çalıştırılması ve klimanızla alakalı son bilgileri içermektedir. Üretimi yapan firma, üretici firma tarafından onaylanmayan yedek parçaların kullanılması, cihaz üzerinde izin
verilmeyen değişiklikler yapılması, cihazın kullanım amacının dışında kullanılması, kullanım kılavuzundaki talimatlara uyulmaması ve yetkili olmayan onarım işlemlerinin sebep olacağı herhangi bir hasardan ya da olası bir yaralanmadan kesinlikle sorumluluk kabul etmemektedir. Klima montajının yapılacağı mekanda bulunan elektrik tesisatının uygun olup olmaması tüketici sorumluluğunda olan bir konudur.
Teknik Değerler
Mevsimsel verim değerleri EN 14825 standardı esas alınarak belirlenmiştir.
Anma değerleri TS EN 14511 standardındaki T1 iklim koşulları dikkate alınarak belirlenmiştir. Dış ve iç ortam sıcaklıklarının, belirlenen sıcaklık değerleri dışında bir değerde olması durumunda ısıtma ve soğutma kapasitelerinde değişiklik yaşanacaktır.
Ürünün yanında verilen dokümanlarda ya da ürün etiketinde yazılı olan değerler, ilgili standartlar esas alınarak laboratuvar ortamında elde edilmiştir. Bu değerler, ürünün kullanımına ve dış/iç ortam şartları doğrultusunda değişiklik gösterebilir.
Klimadaki teknik özellikler ya da kılavuz haber verilmeksizin değiştirilebilir.
Bu ürün Elektronik Eşyaların Kontrolü ve atık elektrik yönetmeliğine uygundur.
Bu ürün 2006/95/AT (Alçak Gerilim (LVD) yönetmeliği) ve 2004/108/AT (Elektromanyetik Uyumluluk Yönetmeliği) sayılı Avrupa CE Direktiflerine uygundur.
Kumanda Saatini Ayarlama
Klimanızda sizin isteğinize uygun şekilde otomatik olarak kapatıp açabilmek için kullanabileceğiniz bir saat yer almaktadır. Klima kumandasının pilleri değiştiğinde veya klima yeni alındığında saati ayarlamanız gerekmektedir. Saat ayarını ilk kez yapıyorsanız önce pilleri yerleştirin. Üst ve alt ayar düğmelerini kullanarak saati dikkatli bir şekilde ayarlayın. Piller takıldıktan sonra 5 saniye içerisinde ayarlama işlemine başlamanız gerektiğini sakın unutmayın. Ayarı yapmakta geç kaldığınız taktirde saat 0 olarak ayarlanacaktır. Saat ayarını yapmayı tamamladıktan sonra farklı bir düğmeye basmanıza gerek kalmayacaktır. Yapmış olduğunuz ayar otomatik olarak kaydedilir. 3856 düğmesine her basıldığında zaman 1 dakika ileri gidecek; 3866 düğmesine her bastığınızda ise tam tersi olarak zaman 1 dakika geri gidecektir. Düğmelere basılı tutulması durumunda zamanın çok hızlı azaldığını ya da arttığını göreceksiniz. Olası bir saati tekrar ayarlama durumu olursa bunu saat düğmesine basarak yapabilirsiniz.
Uzaktan Kumanda Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Klima uzaktan kumanda ile çok daha verimli ve çok daha etkin kullanılabilir. Fakat bunun için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
Uzaktan kumanda direkt olarak klimadaki sinyal alıcıya doğru tutulmalıdır. Kumandanın işlemesi için sinyal alıcıya olan uzaklığının en fazla 6m olması gerekmektedir.
Uzaktan kumandayı kullanırken alıcı ve kumanda arasında hiçbir engelin olmaması gerekir.
Uzaktan kumanda çok hassas bir parçadır. Bu nedenle kumandayı kesinlikle atmamalı veya düşürmemelisiniz. Ayrıca kumandayı her türlü sert darbeden korumaya özen göstermelisiniz.
Kumanda düğmelerine basıldığında Pink sesi alamıyorsanız kumanda ile klima arasında iletişim sağlanamıyor demektir. Böyle bir durumda klimaya biraz daha yaklaşarak ve kumandayı dik konumda tuttuğunuza emin olarak yeniden deneyin. Sinyal sesinin açık olduğuna emin olun.
Kumandayı ısı yayan herhangi bir cihaza yakın olacak şekilde ve güneş ışınlarının direkt olarak temas ettikleri yerlere kesinlikle koymayın.
Klimanın Uzaktan Kumandasız Çalıştırılması
Uzaktan kumanda bir sebebe bağlı olarak kullanılamaz hale gelir ya da kaybolursa, klimanızı iç üniteden çalıştırmanız mümkündür. Bu işlem için:
İç ünite ön kapağını sağ ve sol alt kısımlarından tutup çekerek yukarıya doğru kaldırın
Klimanızın sağında yer alan düğmeye basarak çalışmasını sağlayın. Klimanın çalışmaya başladığını yanan göstergeden anlayabilirsiniz. Gösterge yandıktan sonra oda sıcaklığına en uygun moda otomatikman kendini ayarlayarak çalışmaya başlayacaktır. Klimayı kapatmak için yine açma kapama düğmesini kullanın
Bu düğmeyle açtığınızda klima otomatik modda çalışacaktır.
Klimanızı çok daha kolay ve etkin bir şekilde kullanmanız için gereken bütün işlevler uzaktan kumandanızda bulunur. Bütün işlevleri kumandada yer alan düğmelerle yönetebilir; kumanda ekranında yapılan tüm değişiklikleri anlık olarak görebilirsiniz.
Hızlı Kullanım Ve İlk Çalıştırma
İlk olarak klima sigortasının açık olup olmadığına bakarak sigorta kapalı ise açmalısınız. Klima yetkili servis tarafından kullanıma hazır hale getirildikten sonra kumanda üzerinde yer alan 4248 düğmesine basın ve klimanızı çalıştırın. Klimada en çok kullanılacak olan derece değiştirme, ısıtma, soğutma gibi işlevleri kolay ve hızlı erişim adına göstergelerin bulunduğu bölümün hemen altında yer alır. Klimayı burada bulunan düğmelerden kapatıp açabilir, sıcaklığı düşürüp yükselterek ya da çalışma şeklinde değişiklik yaparak istediğiniz gibi klimaya komut verebilirsiniz. 4333 düğmesi, klimanın açma kapatma düğmesidir. Bu düğme ile klima açma kapatma işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4346 düğmesi, klimanızı soğutma moduna geçiren düğmedir. Bu düğmeyi özellikle sıcak yaz günleri için sıklıkla kullanacaksınız. 4361 ve 4358 düğmeleri sizlere arzu ettiğiniz sıcaklığı ayarlamanızı sağlayan düğmelerdir. 4374 düğmesi ile klimanız ısıtma moduna geçer. 4386 ve 4383 düğmeleri yine istediğiniz sıcaklığı seçmenizi sağlar. Kumanda kapalıyken 4400 düğmesini hiç kullanmadan direkt olarak 4408 ya da 4405 düğmeleri ile klimayı bu modlarda çalıştırmanız mümkündür.
Klimanın Kullanılabileceği Çalışma Sıcaklık Aralıkları
dış ortam dış ünitede, Soğutma +10 / +46 ºC, ısıtma -15 / +24 ºC’dir. İç ortam iç ünite de ise soğutma +16 / +30 ºC, ısıtma ise +18 / +30C olarak görülmektedir. Dış ortam sıcaklığı olması gerekenden yüksek ise klimanız soğutma modunda istenen verimi vermeyebilir. Yine dış ortam sıcaklığı olması gerekenden düşükse klima ısıtma modunda beklenen performansı göstermeyecektir. İç ortamda çok fazla nem olduğu taktirde iç hava çıkış ağzı nemlenme ihtimali vardır. Yüksek nem hakimken klimanın uzun süreli kullanılması halinde su yoğuşarak iç ünite yüzeyine damlayabilmektedir.
Klima İşlevleri
Klima işlevleri ürün özellikleri bazında farklılık gösterir. Bu nedenle aşağıda gösterilen işlevler klimada yer almıyorsa kullanılmayacaktır. Klimanızın rahatlıkla kullanılabilmesi için uzaktan kumanda yardımı alarak rahatça yönlendirebileceğiniz işlevler yer almaktadır. Bu işlevler sayesinde daha hoş ve daha keyifli bir hayat elde edeceksiniz. İşlevler şu şekildedir.
4632 soğutma işlevidir. Klima soğutma modundayken ortam sıcaklığı konfor ihtiyacına uygun olarak 18–30ºC, arasında ayarlamanız mümkündür.
4653 ise ısıtma işlevidir. Bu işlevde ise ısıtma modunda ortam sıcaklığı baz alınarak 16– sıcaklıkları arasında ayarlanabilmektedir.
4674 eko işlevidir. Bu işlev soğutma ve ısıtma modlarında enerji düşüşünü sağlar. Kumanda aracılığı ile ayarlanabilen sıcaklık değerleri, konforlu bir ortam için en uygun aralık ile sınırlandırılacaktır.
4705 otomatik moddur. Bu işlev sayesinde klima, ortam şartlarını baz alarak çalışma şeklini otomatikman kendisi belirleyecektir. Sıcaklığın durumuna göre soğutma, ısıtma ya da nem alma yapar.
4732 yatay kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev sayesinde yatay kanat düğmesi ile klimanın iç üniteden üflediği hava yönünü düşey şekilde yönlendirilebilir.
4754 fan işlevidir. Bu işlev oda sıcaklığında herhangi bir değişiklik yapmadan havayı oda içinde dolaştırır.
4768 nem alma işlevidir. ortamı çok fazla soğutmadan havadaki nem seviyesini düşürerek ortamı 18-30 derece arasında istediğiniz sıcaklıkta tutar.
4795 turbo işlevidir. Bu işlevle yarım saat içerisinde maximum olan en yüksek ısıtma ya da soğutma elde edebilmeniz mümkündür.
4819 uyku modu işlevi olarak bilinmektedir. Uyuduğunuzda odanın gerekenden fazla ısınması y da soğuması bu işlev sayesinde engellenir.
4849 düşey kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev ile düşey kanat konumları istenilen şekilde ayarlanır ve havanın ortamdaki dolaşımı yatay olarak yönlendirilebilir. 4870 kapat işlevidir. Bu işlev belirlediğiniz sürede bir geri sayım başlatacak süre bittiğinde klima kendisini otomatikman kapatacaktır.
4892 otomatik açma/kapatma işlevidir. Bu işlev ile önceden belirlediğiniz zaman dilimlerinde klimanızın açılıp kapanmasını ayarlayabilirsiniz.
4910 hisset işlevidir. Klima, kumandanızın yer aldığı ortamdaki sıcaklığı baz alacak şekilde çalışır.
4924 otomatik temizleme işlevidir. Klimanızı soğutma modunda kapattığınız andan itibaren iç ünite eşanjörünü otomatik olarak kurutur. Bu sayede nemin sebep olduğu kötü kokudan kurtulmanız sağlanmış olur.
4952 iyonizer işlevidir. Yapılan araştırmalar sonucunda normale oranla çok daha fazla negatif yüklü iyon molekülü içeren havanın bizi daha enerjik ve daha canlı tuttuğu anlaşılmıştır. İyonizer, bu sebeple negatif iyon üretip ortamdaki havaya aktarır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.25 11:27 utku1337 Güvenlik Alanında Kendini Geliştirmek İsteyen Öğrenciler İçin Tavsiyeler

Son iki senedir güvenlik alanında kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlardan çokça e-posta alıyorum. Bunların çoğuna detaylı yanıt verirken bir kısmına bazen vakitsizlikten, bazen gözümden kaçtığı için, bazen de bilerek cevap veremiyorum. Bilerek cevap vermeme sebebim de, yanlış tavsiye vererek insanların hayatında kötü sonuçlar almasını istemiyorum. Yanlış tavsiye vermekten korkuyorum çünkü ben üniversitenin başlarındayken aldığım neredeyse her tavsiye yanlış çıktı. Üstelik bu tavsiyeleri aldığım insanlar kendi alanlarında başarılı insanlardı. Örneğin kimi siber güvenlik sektörünün Türkiye'de asla gelişmeyeceğini, dolayısıyla bu alanda kariyer hedeflememem gerektiğini söylüyordu. Bir başkası da Sourceforge'a (O dönemler Github pek bilinmiyordu) yüklediğim projelerin pek bir önemi olmadığı, naylon da olsa staj yapmam gerektiğini söylüyordu. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu verilen tavsiyelerin birebir tersi çıktı. Bunun sebebi de teknoloji dünyasının çok hızlı değişiyor olması. Önümüzdeki 4-5 seneyi tahmin etmek bile her zaman kolay olmuyor. Ancak yine de genç arkadaşlara kendi görüşlerimi anlatmak istiyorum.
Bu yazıda elimden geldiğince gerçekçi olmaya çalışacağım. Bu şekilde başarılı olma şansınızın yüzde olarak daha artacağına inanıyorum.

Üniversite

İyi bir üniversite eğitimi iyi bir güvenlik uzmanı olmak için şart değil, ancak kişiye çok büyük ivme katabilecek bir etmen. İyi bir üniversitede alınacak Bilgisayar Mühendisliği/Bilimleri eğitiminin kişiye katacağı şöyle özellikler olacaktır:

Ancak şanslıyız ki internet diye bir şey var. İnternet, coğrafyanın kader etkisini azaltan, insanlığın başına gelen en güzel şeylerden biri. Anadolu'nun ücra bir köşesinden bile Standford'un derslerini dinleme şansımız var. Tabiki diğer çevresel imkanlardan mahkum kalacağız ama yine de bilgi seviyemizi yükseltmemiz mümkün. Eğer iyi bir üniversite okuma şansınız yoksa üzülmeyin, çalışarak bu açığı kapatmak imkansız değil. Ancak üniversite gereksizdir diye de havaya girmeyin, çünkü siz oyuna 3-0 geriden başlıyorsunuz. Rehavete kapılarak onları yakalamanız mümkün olmayacak.

Aranan Güvenlikçi

Güvenlik dünyasının günümüzdeki durumu, yeni başlayanlar için büyük bir ilüzyon sunuyor. Birkaç araç kullanmayı öğrenmiş, güvenlik açıkları hakkında biraz bilgi sahibi olan insan, sektördeki büyük boşluğu da görerek bir anda ben oldum havasına girebiliyor. Ancak güvenlik dünyasına giriş seviyesi muhtemelen ileride günümüzdeki kadar düşük olmayacak. Nasıl ki 10 sene öncesine göre günümüzde çoğu güvenlik faaliyeti otomatize olduysa, ileride de öyle olacak. Sistemlerin çalışma prensiplerini bilmeyen, güvenlik problemlerine çözümler geliştirmeyen, programlama ve diğer disiplinlere hakim olmayan kişilere güvenlik dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü onların işleri de otomatikleşecek. Hem günümüzde, hem gelecekte her daim aranan, işsiz kalma ihtimali olmayan bir kişi olmak istiyorsanız şu özelliklere sahip olmanız gerekir:


Hedefler

Bu kısımda karışık olarak üniversite hayatınız boyunca belirlemeniz gereken hedeflere yer vereceğim.
Okul Dersleri
Okulun ilk yıllarında kimya, fizik gibi dersler vaktimizin çoğunu ne yazık ki çalacak. Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile zorunlu tutulmayan bu dersler Türkiye'deki bilgisayar fakültelerinde ne yazık ki öğrencilere dayatılıyor. Bu dersleri vakit kaybetmeden vermeniz iyi olacaktır. Onun dışında kalan bilgisayar derslerine mutlaka sıkı çalışın, bunlara ihtiyacım yok demeyin. Sıkı çalışmanın yanında bu derslerde öğrendiklerinizin gerçek hayattaki uygulamalarını mutlaka inceleyin. Öğrencilik hayatım boyunca ortalaması çok yüksek ancak derslerin gerçek hayattaki karşılığı hakkında hiçbir fikri olmayan çok insan gördüm.
Ortalama konusuna çok kafayı takmayın. Dersten öğrenmeniz gerekenleri öğrendiğinizi düşünüyorsanız ve dersi geçtiyseniz tamamdır. İş hayatında ortalamanın önemi sıfıra yakın. Ama akademisyen olma gibi bir düşünceniz varsa ortalamaya dikkat etmeniz gerekir.

İngilizce
Yukarıda da bahsettiğim gibi eğer %100 İngilizce ders işlenen bir üniversitede okuyorsanız 4 senenin sonunda illaki iyi bir İngilizce'ye sahip oluyorsunuz. Peki geriye kalan insanlar ne olacak? Örneğin Erzurum'da doğan bir kişiyi düşünün. Hayatı boyunca hep derslerine çok iyi çalışmış, liseyi şehrin en iyi okulunda okumuş, üniversite sınavında da iyi bir sonuç çıkartarak İstanbul Üniversitesine girmiş. Burada da derslerine çok iyi çalışarak okulu çok iyi bir dereceyle bitirmiş. Ne yazık ki bu kişi hayatı boyunca yüzde yüzüyle derslerine çalışsa da çalışma hayatında geri planda olacak. Çünkü özel bir üniversitede okuyan kişi iyi İngilizce'si sebebiyle bu arkadaşın önüne geçecek.
Burada suçlamamız gereken şey kötü eğitim sistemimiz içinde yer alan berbat İngilizce eğitimimiz tabi ki. Ancak bir yandan bu kötü sistemi eleştirirken bir yandan kendinizi kurtarmanız gerekiyor. İngilizce bilmemek kendinizi geliştirmenize engel, çünkü tüm yeni kaynaklar İngilizce olarak çıkıyor. Dolayısıyla iyi bir işe girmenize de engel. Bunun yanında sosyal hayatta da İngilizce bilmemek hep karşınıza çıkacak ve hep moralinizi bozacak. O yüzden eğitim hayatınız boyunca her gün azar azar çalışarak durumunuzu orta bir seviyeye getirin. Daha sonra para kazanmaya başlayınca düzenli olarak İngilizce kursuna gidin. Eğer maddi imkanınız el veriyorsa hemen bu kurslara yazılın.

Açık Kaynaklı Yazılım
İşe alımlarda ilk bakılan yerlerden biri kişinin Github hesabıdır. Burada çok yeni, sofistike bir yazılım geliştirmenize gerek yok. Dikkat etmeniz gereken en önemli şey projenin "Readme" kısmıdır. Siz burada yazılımın arkasındaki fikri iyi anlatabiliyor musunuz, kurulum ve kullanım adımlarını güzelce yazabiliyor musunuz, kullanım alanlarını örneklendirebiliyor musunuz.. önemli olan bunlardır. İyi dokümante edilmemiş bir projenin içeriği müthiş olsa da bir anlamı olmayacaktır.

Soru Sorma Yeteneği
Çoğu üniversite öğrencisinde ya da yeni mezunda gördüğüm problem düzgün soru soramamalarıdır. Giriş-gelişme-sonuç şeklinde ele alınan, gereksiz detaylardan arındırılmış sorular sorabiliyorsanız, mutlaka aradığınız cevabı bulursunuz. Üniversitedeyken Chris Stephenson hocanın bir dersinde düzgün soru sorabilme konusunu işlemiştik. Burada Stackoverflow'da sorulan soruları inceleyip nasıl iyi soru sorulur konusuna değinmiştik. Dersin forumunda hoca, iyi soru sorabilen öğrencilere ek puan verirken kötü soruları cevaplamıyordu. Bu ders, üniversite hayatımda aldığım en iyi derslerden biriydi. Hala daha pek çok mecrada fake hesaplarla onlarca soru sorup cevaplar alırım.

Araştırma Yapma ve Sonuçları Yazıya Dökme
Diğer bir gördüğüm problem de üniversitelerde tez yazma ile ilgili bir ders verilmiyor oluşu. Öğrencilerden tez yazmaları bekleniyor fakat bunun metodolojisi düzgün öğretilmiyor. Dolayısıyla öğrenci bir probleme yönelik hipotez nasıl geliştirilir, nasıl deneyler yapılır ve sonuçlandırılır kısmına hakim olamıyor. Bu metodolojiyi iyi öğrenmeniz ileride konferanslarda sunum yapmak istiyorsanız çok önemlidir.

Güvenlik
Güvenlik de aslında doktorluk gibi farklı dallara bölünmüştür. Web, network, tersine mühendislik, zararlı yazılım vs. pek çok alan olduğu gibi ofansif ve defansif güvenlik olarak da ayırmak mümkündür. Öğrencilerin %90'ı tabiki daha "havalı" olduğu için ofansif güvenliğe yönelmek ister. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak ofansif güvenliğin yol açtığı ilüzyonların da farkında olmanız gerekir.
Ofansif güvenlik geri dönüşü çok hızlı alınabilen bir alandır. Örneğin web güvenliği çalışmaya başlarsınız, XSS isminde bir zafiyet öğrenirsiniz, Burp Suite yazılımını kullanmayı öğrenirsiniz, X isimli websitede bu zafiyeti bulup bayram edersiniz. Ancak ne yazık ki bu sizin iyi bir güvenlikçi olduğunuz anlamına gelmiyor, siz bir script kiddie oldunuz. Script kiddie'lerin de önünde çok parlak bir yol yok. İyi bir güvenlikçi olmak istiyorsanız şunlara dikkat etmelisiniz:

  1. Önce sistemlerin nasıl çalıştığını iyi kavrayın, sonra güvenliğini araştırın. Mesela derste network konusu işleniyorsa önce bunun çalışma prensibini araştırın, sonra burada oluşabilecek saldırıları araştırın.
  2. Saldırılara karşı alınacak defansif çözümleri de araştırın. Örneğin web güvenliğini araştırıyorsanız ortaya çıkabilecek zafiyetlerin geliştiriciler tarafından nasıl çözülebileceği konusuna da kafa yorun.
  3. Antreman platformlarında pratikler yapın. Örneğin web uygulama güvenliğini araştırıyorsanız kendinden zafiyetli DVWA gibi platformlarda denemeler yapın.

Eğitim Kampları ve Topluluklar
Linux Yaz Kampı, Akademik Bilişim ve benzeri kamplara mutlaka katılmaya çalışın. Burada hem teknik anlamda kendinizi geliştirirsiniz, hem de çevreniz genişler. Eğer bunlara katılma imkanınız yoksa bulunduğunuz okulda ya da şehirdeki güvenlik topluluklarına dahil olup buralarda zaman geçirin. Çevrenizi genişletmeniz sektörde yükselmenize ve iş bulmanıza katkı sağlar.

Staj
Üniversite son sınıfa yaklaşırken uzun dönem stajyer arayan firmaları tespit edip buralara başvurun. Uzun dönem stajınız bittikten sonra çok büyük ihtimalle işe alınırsınız. Alınmazsanız bile farklı bir firmada başlama ihtimaliniz çok çok yüksektir. Bir iki aylık yaz stajları yerine son sınıfta senelik staj yapmanız sizin için daha iyi olacaktır.

Diğer Konular

Burada da hedefler konusunda yer vermediğim ancak sıkça sorulan bazı konular hakkında görüşlerimi söylemek istiyorum.
CTF'ler
CTF yarışmaları güvenlik sektörünün sporudur. Spor dememin sebeplerimden biri CTF'lerde karşınıza çıkan soruların genellikle gerçek hayatta bir karşılığı olmaması. İkincisi ise daha çok antreman yapan (örneğin eski CTF'lerin writeup'larını okumak) kişilerin öne geçiyor oluşu. CTF'ler güzeldir, eğlencelidir fakat bir öncelik olarak görülmemelidir.

Bug Bounty
Bug bounty konusu günümüzde en çok konuşulan konulardan biri. Bug bounty sayesinde 18 yaşındaki biri, kıdemli bir güvenlik uzmanının bir senede kazandığı parayı bir ayda kazanabiliyor. Bu açıdan bakınca çok güzel. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı konular var.

  1. Bug hunter gerçekten önemli uygulamalarda sofistike açıklar mı buluyor, yoksa düşük profilli sitelerde XSS bulan bir robota mı dönüşmüş? Eğer ilkiyse süper, böyle aynen devam. İkincisi ise bu yaptığı eylem onun iyi bir güvenlikçi olmasına pek katkı sağlamıyor.
  2. Kişi bulduğu güvenlik açıkları hakkında detaylı bilgiye sahip mi? Sıklıkla karşılaştığım bir durum da şu: kişinin çok sayıda bug bounty'si var ancak bulduğu güvenlik açıklarının nasıl çözülebileceğine dair bir fikri yok. İyi bir güvenlikçinin problemlere çözüm de sunması gerekli.

Sertifikalar
Sertifikaların bir kişinin bilgisini ispatladığına inanmıyorum. Sertifikadan ziyade kişinin ortaya koyduğu çalışmalar bence daha önemlidir. O yüzden kariyerinizin başında sertifika almak için uğraşmayın. İşe girin, şirketiniz şart koşarsa sertifika alırsınız.

Yüksek Lisans
Gördüğüm kadarıyla Türkiye'deki siber güvenlik yüksek lisansı bölümleri kurs gibi çalışıyor. Eğer akademik bir kariyer hedefliyorsanız buraları size tavsiye etmem. Eğer buraları bir kurs gibi değerlendirirseniz işinize yarayabilir. Ancak maddi imkanınız sıkışıksa buralara para harcamanızı tavsiye etmem.
submitted by utku1337 to trsec [link] [comments]


2019.08.26 00:31 utanmaz-arlanmaz Polonyalı kız düşürme rehberi

Öncelikle, neden polonyalı kızlar?
1- Avrupa'daki en güzel kızlar buradadır
2- Çoğunluğunun kişiliği "güzel görüneyim" ile sınırlı değildir, muhabbetleri sarar, esprilidirler
3- Genelde tarihi sebeplerle türklere sempati beslerler. ayrıca türk erkeğinin avrupa erkeğinden daha öküz olması da hoşlarına gidebilir.
4- Para birimleri Zwoty, euro değil. 3 sene öncesine kadar türk lirasından daha değersizdi, şimdi geçti tabii. 2014'te 1pln=0,67try iken, şimdi 1pln=1.47try. yine de euro'ya göre çok daha ucuz, biraya 3 lira vereceksiniz
Taktikler:
1- Leh tarihine bakın. Genel olarak tarihlerini iyi bilirler ve konuşmayı severler.
2- Jan Sobieski kimdir öğrenin, ve hatun kişiye bildiğinizi gösterin. Sobieski onlar için çok önemli bir tarihi karakter. 1683'teki ikinci viyana seferinde osmanlı ordusunun içinden geçen koalisyonun başında zamanın leh kralı sobieski varmış, ve avrupayı türklerden temizleyen kişi olarak bilinirmiş. osmanlılar da ona "Lehistan Aslanı" derlermiş. "Sobieski olmasa şu an sana Paris'ten yazıyordum güzelim" gibi laflarla azcık gururunu okşayın, ama çok şımarırsa Varna savaşını hatırlatın.
3- İsmet Paşa'dan bahsedin. Ne alaka? ikinci dünya savaşı sırasında türkiye polonyadan sayısız göçmen almış, özellikle doktor. nazi almanyası polonyayı işgal ettikten sonra, Alman elçi İsmet İnönü'ye gelip "Polonya artık bize ait, onların elçilik binası da bize tahsil edilmeli" demiş. İnönü ise "polonya ile türkiyenin gelenekten kalma bir ittifak'ı vardır. gelip geçecek bir durum yüzünden dostlarımızı yüz üstü bırakmayız" diye cevap vermiş. bununla da kalmayıp polonya elçiliğini alman elçiliğinin hemen karşısına almış(bundan emin değilim, ama söyleyin yani kontrol edecek değil ya).
4- ikinci dünya savaşı hakkında sorular sorun, genelde bunları konuşmaktan keyif alırlar. ben polonyalılara ilk "sence hitler mi ülkene daha çok zarar verdi, stalin mi?" diye sorarım, uzuuun uzun cevap verirler. düşünmek zorunda kalıp derin bir muhabbete sürüklendikleri için samimiyet bir anda kurulur.
5- çok çok yakışıklı değilseniz polonya kızlayla kısa sürede mutlu sona ulaşamazsınız, bu yüzden bunun uzun soluklu bir çalışma olacağını bilin.
6- hemen hepsinde "I am not like other girls" sendromu vardır, he diyip geçin
7- türkiye gibi, polonya da kadın haklarında sınıfta kalmış bir ülke(tr kadar olmasa da). buradan da yürüyebilirsiniz.
8- bu her millet için geçerli, kıza kendi hakkında uzun cevap isteyen sorular sorun (bölümünden mezun olunca nasıl işler bulabileceksin, ilerde polonyada mı kalmak istersin başka bir ülkede mi, gibi), çünkü herkes kendinden bahsetmeye bayılır. siz de kendinizden uzun uzun bahsetmeyin, gerekli bilgileri verip kıza sorular sorun.
9- din konularını konuşmayı severler, yardırın. müslümansanız ters tepebilir.
10- leh dilinin acayipliğinden bahsedin. lehçe tekerleme bulup "bu nasıl okunabilir lan oha?!" diyin. bizim gibi, kendi dillerinden bahsedilmesinden hoşlanıyorlar hatta gaza gelip size ses kaydı göndermeye karar verebilirler. bunun için öncesinde biraz konuşmuş olmanız gerekiyor, açılışı bununla yaparsanız muhtemelen siklenmezsiniz.
11- çoğu leh kızı bilgisayar oyunları oynar. Witcher'dan(ve dizisinden) girerseniz direkt muhabbet başlar. çok fazla rocket league oynayan leh kız var mesela. ama sakın ha rekabetçi olmayın, bunalırlar.
bonus- birkaç sene öncesine kadar polonyaya direkt uçuş yoktu; almanyaya uçulur ve trenle polonyaya geçilirdi. artık 800 liraya falan direkt gidiş geliş uçuşlar var. yine de almanya+tren yapmak daha ucuza gelebilir, hesabını yaparsınız.
bonus- sarhoş edeyim gibi pislikler yapmaya kalkmayın. anne karnında plasenta yerine vodka var bunlarda, yarışamazsınız zaten.
12- Saygılı olun. Karşınızdaki mal değil, sizin ne tip olduğunuzu kolayca anlar. direkt nude almak istiyorsanız unutun o işi. en az bir kere buluşmadıkça öyle bir güven kazanmanız zor. zaten o kafadaysanız yukardaki bütün adımları uygulasanız da kızla iletişimi devam ettiremezsiniz.
13- Polonya tarihine saygısızlık etmeyin. son 300 yıldır güçsüzler, hatta 123 sene boyunca varolmamışlar doğru; ama zamanında baltık denizinden karadenize kadar uzanan, avrupa ve osmanlıya(en güçlü zamanlarında) kök söktürmüş bir devlettir. osmanlı ile aynı yıllarda güçlenmiş, aynı yıllarda çökmüştür; iki ülkenin kaderi paraleldir. buna vurgu yaparsanız işe yarar. hatta 2. dünya sırasında türkiyenin bulunduğu duruma "polonya kompleksi" denir. çünkü her an savaş tehdidi altında olan türkiye, 1799'daki polonya gibi ilhak edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsmet İnönü'nün politikaları sayesinde bu gerçekleşmez.
her şeyden önemlisi, insan olun. olur da nude alırsanız sağa sola yaymayın. size ilgi göstermeyen kızları sürekli mesajla taciz etmeyin. "model misin .d.d.d.d" yapmayın. böyle tipler yüzünden insanlar türk erkeğine karşı ön yargılı. sabırlı olun, ön yargıyı kırın.
submitted by utanmaz-arlanmaz to KGBTR [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.11 10:57 Haberfutbol24 11 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

11 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Dorukhan Toköz transferinde son dakika! İtalyanlar açıkladı...
Beşiktaş'ın yıldız ismi Dorukhan Toköz'ün Udinese'ye transferinde sıcak saatler yaşanıyor. İtalyan basınından konuyla ilgili gündeme bomba gibi düşen bir son dakika haberi geldi. Beşiktaş'ın geçtiğimiz yaz Eskişehirspor'dan kadrosuna kattığı Dorukhan Toköz, yeni takımı için artık gün sayıyor. İtalyanların dünyaca ünlü spor gazetesi La Gazzetta dello Sport, bugün okuyucularıyla paylaştığı son dakika haberinde 23 yaşındaki milli futbolcunun Serie A ekiplerinden Udinese'ye transferinin bittiğini duyurdu.
Haberde defansif orta saha oyuncusu için Siyah Beyazlılar'a ödenecek olan bonservis bedelinin 10 milyon euro olacağı kaydedilirken konuyla ilgili resmi açıklamanın çok kısa bir süre içerisinde yapılacağı ifade edildi. Gazete, Beşiktaş'ın dün resmi internet sitesi aracılığıyla Udinese ile hazırlık maçı yapacağını duyurmasının da tesadüfi bir gelişme değil, doğrudan doğruya Dorukhan'ın transferiyle ilgili olduğunu yazdı.
Beşiktaş ilk transferini açıklıyor! Andres Lioi İstanbul'a geliyor.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş, siftahı 22 yaşındaki bir Arjantinliyle yapmaya hazırlanıyor. Siyah Beyazlılar'ın Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'yi imza için İstanbul'a getireceği öğrenildi.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş'la ilgili Arjantin'den gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Ülkede yayım yapan Diario Panorama gazetesi, Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'nin Avrupa'dan ciddi bir teklif aldığı için Central Cordoba'ya kiralanmaktan son anda vazgeçtiğini yazarken söz konusu teklifi yapan takımınsa Beşiktaş olduğu ortaya çıktı.
Arjantinli gazeteci Adriano Savalli, kendisine ait Twitter hesabından paylaştığı haberde "Andres Lioi, Beşiktaş'la şu an kontrat detaylarını görüşüyor. Central Cordoba'ya gitmeye çok yakındı ancak son anda devreye giren Türk kulübü işi bitirdi. Kendisi, yarın takımdan ayrılacak ve satın alma opsiyonuyla birlikte bir yıllığına kiralanacak." ifadelerini kullandı.
İşte Abdullah Avcı'nın aradığı stoper! Resmi teklif yapıldı
Beşiktaş, yeni sezon için transfer çalışmalarını sürdürüyor.
Siyah beyazlıların gündemine gelen Timothée Kolodziejczak transferinde önemli gelişmeler yaşanıyor.
Teknik Direktör Abdullah Avcı'nın öncelik verdiği sol stoper transferini gerçekleştirmek isteyen siyah beyazlılar, geçtiğimiz sezon Saint-Étienne'de kiralık olarak forma giyen Fransız stoper Timothée Kolodziejczak için teklifini yapmıştı.
Ortacizgi.com'un haberine göre; Beşiktaş yönetimi'nin 27 yaşındaki oyuncunun bonservisini elinde bulunduran Meksika ekibi Tigres'e 3,5 milyon Euro teklif ettiği öğrenildi.
Tigres ise Fransız oyuncu 4 milyon Euro bonservis bedeli talep ediyor.
Türkiye'de oynamaya sıcak bakan Timothée Kolodziejczak için siyah beyazlı yönetimin Meksika ekibinden haber beklediği belirtildi.
Wolverhampton istedi, Quaresma reddetti
Premier Lig ekibi, Beşiktaş’ın Portekizli süperstarının peşine düştü. Kartal’ın yıldızına menaceri aracılığıyla teklifte bulunan Ada ekibi, Q7’den olumsuz aldı. Tecrübeli futbolcu, 1 yıllık kontratına sadık kalma kararı aldı. Kara Kartal’ın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma’ya, İngiltere Premier Lig ekiplerinden Wolverhampton’ın talip olduğu ortaya çıktı. Beşiktaş’la 1 yıllık daha kontratı bulunan 35 yaşındaki kanat oyuncusu için menaceri aracılığıyla ilk teması kuran Ada ekibine, tecrübeli futbolcudan jet yanıt gitti. Beşiktaş’taki alacakları sebebiyle kulüple zaman zaman sorun yaşasa da ailesiyle birlikte İstanbul’daki hayatından memnun olduğunu belirten Q7’nin, menaceri aracılığıyla gelen bu öneriyi reddettiği bildirildi.
Avcı’yı da sevindirdi
Siyah-Beyazlılar’ın dün Riva’da yaptığı takım çalışmasında hırsı ve yüksek performansıyla dikkat çeken Ricardo Quaresma, yeni hocası Abdullah Avcı’yı da sevindirdi. Bireysel futbol anlayışında değişim gözlenen Q7, Avcı’nın takım oyunu üzerine kurduğu taktiğe adapte olduğu hemen fark edildi. Sık sık Avcı’yla performansıyla ilgili konuşan Portekizli süperstarın, yeni sezonda da Beşiktaş’ın en önemli hücum silahlarından birisi olması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV Taraftarium24 İzle,

11 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Trezeguet resti çekti!

Reuters, Trezeguet'in Kasımpaşalı yöneticilerle görüştüğünü ve takımdan ayrılmak için izin istediğini yazdı. Mısırlı oyuncuya Fenerbahçe ve Aston Villa'nın talip olduğu biliniyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal’ın transfer listesinde kanat için ilk sırada yer alan Mısırlı Mahmud Trezeguet ile ilgili Reuters’ten ilginç bir haber geldi.
Afrika Kupası’ndan Mısır’ın elenmesinden sonra Trezeguet’nin, Kasımpaşa yönetimiyle görüştüğü ve “Ayrılmam için izin verin. Beni isteyen önemli kulüpler var. Buradaki görevimi tamamladım. Şimdi gitmek istiyorum” dediği bildirildi.
Trezeguet’nin, Kasımpaşa tecrübesinin ardından daha fazla deneyim için bir başka kulübü istediği de belirtildi.
ASTON VİLLA 10 MİLYON VERİYOR
Haberde Mısırlı oyuncunun Kasımpaşa ile etkileyici bir performans ortaya koyduğu ve Türkiye Ligi’nin en iyi oyuncularından biri seçildiği belirtildi.
France Football tarafından da oyuncunun Mart ayında Avrupa’daki en iyi Afrikalı seçildiği vurgulandı. Trezeguet’yi Türk kulüpleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dışında, Aston Villa, Watford, Lyon ve Marsilya gibi kulüplerin de istediği hatırlatıldı. Aston Villa’nın oyuncuya 10 milyon euro vermeye hazır olduğu da bildirildi.

Napoli Başkanı Elif Elmas transferini açıkladı!

Napoli Kulübü'nün Başkanı Aurelio De Laurentiis, Fenerbahçe'nin Makedon futbolcusu Eljif Elmas'ı transfer edebilmeleri için oyuncu satmaları gerektiğine dikkat çekti. İtalyan basınına açıklamalarda bulunan Laurentiis, 19 yaşındaki orta saha oyuncusu Eljif Elmas transferini çok önemsediklerini söyledi. Napoli Başkanı, transfer ile ilgili olarak şöyle konuştu;
"Eljif Elmas'ın transferini çok önemsiyoruz, bunu da inkar etmiyoruz. Bu transfer görüşmesinde ileri seviyeye geçtik. Ancak kadromuz çok geniş ve daha da kalabalıklaşmasını önlemek için satış yapmamız gerekiyor."

Kolarov'da şok gelişme! Fenerbahçe...

Ersun Yanal'ın gözdesi Aleksandar Kolarov'un Roma Teknik Direktörü Paulo Fonseca ile görüştüğü ve 1 yıl daha İtalyan kulübünde kalmaya sıcak baktığı iddia edildi. Fenerbahçe Kolarov transferini bitirmeye yaklaşmışken, Roma’nın başına geçen ve yönetime ‘kalsın’ raporu veren yeni teknik direktör Paulo Fonseca, dün futbolcuyla özel bir görüşme gerçekleştirdi.
Taraflar arasındaki görüşmenin neticesinde Sırp futbolcunun bir sene daha sarı-kırmızılı ekipte kalma konusuna soğuk bakmamaya başladığı ve şimdilik kendisine takımda yola devam edeceği gözüyle bakıldığı öğrenildi.
Portekizli teknik adamın, futbolcunun görev mevkisinde yapmayı düşündüğü değişiklik hakkında da kendisini bilgilendirdiği ve Kolarov’un bunu kabul ettiği belirlendi.
Buna göre Kolarov’u doğal bölgesi sol bek yerine stoperde kullanacağı bilgisinin deneyimli oyuncuya verildiği, takımda kaldığı takdirde bu bölgede oynayacağının farkında olduğu kaydedildi. Ancak tüm bu gelişmelere karşın oyuncunun Fenerbahçe’ye transferinin tamamen imkansız hale gelmediği ortaya çıktı. Sarı-lacivertlilerin ısrarını sürdürdüğü transfer sürecinin, önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler ortaya çıkarmasının da sürpriz olmayacağı aktarıldı.
Roma teknik direktörü Fonseca’nın, futbolcusunu yeni görev bölgesinde oynarken görmeyi istediği, bunun için önümüzdeki haftalarda yapacakları hazırlık maçlarında kendisini burada oynatarak test etmek istediği tespit edildi. Ancak bunun uzun bir süre alacak olmasının getirdiği belirsizlik durumunun, futbolcunun soluğu yeni bir takımda almasıyla sonuçlanacak süreci başlatabileceğine de dikkat çekildi.

Ndiaye Fenerbahçe'ye gelmek istiyor!

Son olarak Muriç ve Altay’ı kadrosuna katan Fenerbahçe’de yeni hedef Badou Ndiaye. Kanarya, yıldız ismi kiralamak istiyor. 28 yaşındaki yıldızın Sarı-Lacivertliler'e sıcak baktığı, oyuncunun kulübü Stoke City ile ise görüşmelerin sürdüğü öğrenildi. Fenerbahçe'de yeni hedef Badou Ndiaye… Son olarak Vedat Muriç ve Altay Bayındır'a imza attıran, Garry Rodrigues transferini de bitirme noktasına gelen Sarı-Lacivertliler, Senegalli Ndiaye'yi de kadrosuna katarak orta alanı daha da güçlendirmek istiyor.

KİRALAMA TEKLİFİ YAPILACAK

Sarı-lacivertliler, geçen sezon Galatasaray forması giyen ve bonservisi Stoke City'de olan Ndiaye için İngiliz ekibine satın alma opsiyonlu, kiralama teklifinde bulunacak.

F.BAHÇE'YE SICAK BAKIYOR

Şu anda Senegal Milli Takımı ile Afrika Kupası'nda olan Ndiaye'nin Fenerbahçe'ye gelmeye sıcak baktığı öğrenildi. Bu da Sarı-Lacivertliler'in transferdeki şansını artırıyor.

ERSUN YANAL ÇOK BEĞENİYOR

F.Bahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın Ndiaye'yi çok beğendiği ve takımında görmek istediği öğrenildi. Sarı-Lacivertli yönetim de 28 yaşındaki oyuncu için şartla zorlama kararı aldı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Bein Sport Şifresiz İzle, Futbol Cafe TV

11 Temmuz 2019 Perşembe Galatasaray Transfer Haberleri

Son dakika! Fernando Türkiye'den ayrıldı!!!

İspanya La Liga ekiplerinden Sevilla'ya transfer olan Galatasaray'ın yıldız futbolcusu Fernando Reges, ailesiyle birlikte Türkiye'den ayrıldı. Geçtiğimiz günlerde İspanyol ekiple anlaşma sağlayan Brezilyalı futbolcu, İstanbul Havalimanı'ndan Lizbon'a gitti. Fernando'nun daha sonra Sevilla kentine geçeceği öğrenildi.
Bu arada Fernando Reges, transferiyle ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı.

Onyekuru Galatasaray'ı istiyor! Menajeriyle tartıştı!

Galatasaray forması giymek isteyen Onyekuru, CSKA Moskova’yla masaya oturan temsilcisi Barmada’yla tartıştı!. Transferin hızlı takımı Galatasaray, sürekli olarak yeni isimleri açıklarken taraftarlar, Onyekuru’nun durumunu merak ediyor. Bonservisi Everton’da bulunan 22 yaşındaki sol kanat oyuncusu için pazarlıklar sürerken menajeri Barmada, “CSKA Moskova’yı reddettiğimiz yönündeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Görüşmeleri sürdürüyoruz” demişti. İşte bu sözler üzerine Henry Onyekuru ve menajerinin arasına soğukluk girdi.

GÖRÜŞMELER DONDURULDU

Nijeryalı futbolcu, temsilcisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, “Everton beni 1 yıl daha kiralayacaksa bu takımın Galatasaray olmasını istiyorum. Rusya’yı kesinlikle düşünmüyorum. Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde vitrin yapabilirim” dedi. Bunun üzerine Barmada’nın Rus ekibiyle görüşmeleri dondurduğu belirtildi. G.Saray-Everton pazarlığı ise sürüyor.

Galatasaray'da ya Mariano ya da Linnes yolcu!

Galatasaray orta sahaya transfer yapmak için sağ bekteki Mariano ya da Linnes’den birini satmayı planlıyor. Öncelik ise Mariano’nun satılması...
Transferde yol haritasını belirleme uğraşı veren Galatasaray, orta sahaya transfer yapmak için Mariano ve Linnes'den birini göndermeyi planlıyor. Sağ bek pozisyonu için Şener Özbayraklı'nın transferinden sonra Mariano ve Linnes'ten birinin gönderilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İLK TERCİH MARIANO

Galatasaray'da yıllık 2.2 milyon Euro olan Mariano'nun gönderilecek oyuncular arasında ilk sırada olduğu öğrenildi. Bu futbolcu için yapılan teklifler mercek altına alındı. Linnes için de bazı kulüplerin devrede olduğu belirlendi. G.Saray Yönetimi'nin bu konuda en kısa sürede karar vereceği öne sürüldü.

Galatasaray'dan sürpriz hamle... Muslera'nın yanına Okan Kocuk!

Galatasaray'dan sürpriz kaleci hamlesi... Yerli kaleci transferinde Galatasaray’ın gündeminde Okan Kocuk var. 23 yaşındaki başarılı file bekçisi için Bursaspor ile görüşme yapılacak. Okan'ın Galatasaray'a transfer olmayı çok istediği öğrenildi. Sarı-Kırmızılılar, bu yaz döneminde Muslera’nın arkasına artık iyi bir yerli kaleci almak istiyor. Yıllardır Uruguaylı file bekçisinin kadroda sağlam alternatifi bulunmazken, Galatasaray teknik heyeti Okan Kocuk’un ismini yönetime iletti. Küme düşen Bursaspor’la yeni sezon hazırlıklarına başlayan 23 yaşındaki Okan’ın bonservis bedeli 2.5 milyon TL. Geçen sezon Süper Lig’de 22 maça çıkıp, kalesinde 23 gol gören 1.87’lik genç eldiven, daha önce A Milli Takım’ın aday kadrosuna da çağrılmıştı. İkinci Başkan Abdurrahim Albayrak, önümüzdeki günlerde Bursaspor Yönetimi ile görüşecek ve Okan’ı resmen isteyecek. Genç eldiven ise Galatasaray’a gelmek için adeta can atıyor.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.02.12 08:39 seohocasi500 Erkekte Kısırlık

Erkekte kısırlık, erkeğin eşinin hamile kalma şansını azaltan herhangi bir sağlık sorunudur.
100 çiftten yaklaşık 13'ü korunmasız seks konusunda hamile kalamıyor. Erkeklerde ve kadınlarda kısırlığın birçok nedeni vardır. Kısırlık vakalarının üçte birinden fazlasında sorun erkekle ilgilidir. Bu en sık sperm üretimindeki veya sperm doğumundaki problemlerden kaynaklanır.
Normal Koşullarda Ne Olur?
Adamın vücudu sperm denilen küçük hücreleri yapar. Seks sırasında, boşalma normalde spermi kadının vücuduna iletir.
Erkek üreme sistemi sperm yapar, depolar ve taşır. Vücudunuzdaki hormon denilen kimyasallar bunu kontrol eder. Sperm ve erkek cinsiyet hormonu (testosteron) 2 testislerde yapılır. Testisler, penisin altındaki bir deri kesesi olan skrotumdadır. Sperm testislerden çıktığında, her testisin arkasında bir tüpe giderler. Bu tüp epididim denir.
Boşalmadan hemen önce, sperm epididimden başka bir tüp setine gider. Bu tüplere vas deferens adı verilir. Her vas deferens, epididimden mesanenin arkasındaki pelvise kadar uzanır. Her vas deferens, seminal vezikülün boşalma kanalına katılır. Boşaldığınızda, sperm prostat ve seminal veziküllerden gelen sıvı ile karışır. Bu meni oluşturur. Semen daha sonra üretra boyunca ve penis dışına çıkar.
Erkek doğurganlığı vücudunuzun normal sperm yapmasına ve vermesine bağlıdır. Sperm kadın partnerin vajinasına gider. Sperm serviksinden rahim içine fallop tüplerine doğru ilerler. Burada bir sperm ve yumurta bir araya gelirse döllenme olur.
Sistem sadece genler, hormon seviyeleri ve çevre koşulları doğru olduğunda çalışır.
submitted by seohocasi500 to u/seohocasi500 [link] [comments]


2018.10.31 19:12 throwmefaway Arı Filmi Senaryosu

. Bilinen tüm havacılık kurallarına göre. bir arının uçabilmesi mümkün değildir . Kanatları şişko ufak vücudunu yerden kaldırmak için çok küçüktür . Arılar her şeye rağmen uçar. çünkü arılar insanların imkansız dedikleri şeyleri takmaz . Sarı siyah. Sarı siyah. Sarı siyah . Aaa siyah ve sarı! Haydi bugün biraz farklı takılalım . BAL. Barry! Kahvaltı hazır! Geliyorum! Bir saniye bekle . Alo? Barry? Adam? Bu olaya inanabiliyor musun? İnanamıyorum. Geçerken alırım seni . Çakı gibiyim . Merdivenleri kullan. Baban onlara dünyanın parasını verdi . Çok heyecanlıyım . Mezunumuz da geldi. Seninle gurur duyuyoruz oğlum . Notların da harika . Çok gurur duyuyoruz . Anne! Şekil yaptım o kadar ya . Üstün tüylenmiş. Ah! Beni yoluyorsun! El salla! 'ninci sırada olacağız. Hoşça kalın! Barry sana ne dedim? Evde uçmak yok! Merhaba Adam. Selam Barry . Tüy jölesi mi bu? Biraz. Bugün özel bir gün . Başaramam sanıyordum . Üç gün ilkokul üç gün lise . Lise günleri korkunçtu . Üç gün üniversite. İyi ki bir gün ara verip otostopla kovanı dolaşmışım . Döndüğünde farklı biriydin . Merhaba Barry. Artie bıyık mı bıraktın? Yakışmış . Frankie'yi duydun mu? Duydum . Cenazesine gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim . Birini sokarsan ölürsün . Bu hakkını da bir sincapta kullanmazsın. Asabi herif . Yoldan çekilmeyi akıl edebilirdi . Yollarımızdaki bu lunapark uygulamasını çok seviyorum . Tatile ihtiyaç duymamamızın nedeni de bu . Vay be çok heyecanlı. Yani bu koşullar altında . Adam bugün erkek oluyoruz. Aynen! Arı beyler. Süper! Yaşasın! Öğrenciler fakülte ve değerli arı mensupları. karşınızda dekanımız Sayın Vızvızoğlu . Hoş geldiniz güzide Kovan Şehri'mizin sevgili. MEZUNLARI. mezunları . Mezuniyet törenimiz sona ermiştir . BALYAP şirketindeki kariyeriniz başlamış bulunmaktadır! İşimizi bugün mü seçeceğiz? Sadece eğitim dönemi diye duydum . Dikkat! İşte başlıyor . Lütfen ellerinizi ve antenlerinizi her zaman vagonun içinde tutunuz . TEBRİKLER İYİ ŞANSLAR. Acaba nasıl olacak? Biraz ürkütücü . Balyap'a hoş geldiniz Balsan Şirketi'nin. ve Baltıgen Şirketler Grubu'nun bir parçası . İşte bu! Vay canına . Vay canına . Siz arılar ömrünüz boyunca çok çalışacağınız. bu noktaya gelebilmek için bir ömür boyu çabaladınız . Bal gözüpek Polen Gücü ekibinin kovanımıza getirdiği nektarla başlar . Çok gizli formülümüz. renklendirilip koku ayarı ve baloncuk ayrıştırma işlemi yapılarak. altın gibi parıldayan. tatlı şuruba dönüşmesiyle oluşur ki biz buna. Bal deriz! Çok seksi. O benim kuzenim! Öyle mi? Hepimiz kuzeniz . Haklısın. Balyap arı halkının varlığının. her açıdan korunması için durmaksızın çabalar . Bu arılar yeni kasklarımızın dayanıklılık testini yapıyorlar . Ne kadar kazanıyor acaba? Ne kadar alsa az . Ve işte en son icadımız Krelman . Ne işe yarıyor bu? Balı döktükten sonra. kenarda kalanları toplar. Milyonlar kazandırıyor bize . Krelman'da çalışmak mümkün mü? Tabii ki. Birçok arı işi küçük işlerdir. Ancak arılar bilir ki. her iş küçük de olsa eğer iyi yapılıyorsa çok önemlidir . Fakat mesleğinizi dikkatli seçin. çünkü seçmiş olduğunuz meslekte ömrünüzün sonuna kadar kalacaksınız . Ömrümün sonuna kadar aynı işi mi yapacağım? Bunu bilmiyordum . Ne fark eder ki? Şunu bilmek sizi çok mutlu edecektir arı halkı tam milyon yıl boyunca. bir gün bile izin yapmamıştır . Ölümüne mi çalıştıracaksınız bizi? Deneyeceğiz . Balyap. Vay be! Aklımı başımdan aldı! "Ne fark eder ki?" Nasıl böyle bir şey dersin? Sonsuza dek bir tek iş. Bu yapılabilecek en çılgınca seçim . Ben rahatladım. Hayatımızda tek seçim yapacağız . Nasıl olur da bunu bize söylemezler? Barry neden her şeyi sorguluyorsun? Biz arıyız . Yeryüzünün en mükemmel işleyen topluluğuyuz . Burada her şeyin biraz fazla iyi işlediği hiç mi aklına gelmiyor? Bana bir örnek ver . Ne bileyim ben ama neden bahsettiğimi biliyorsun . Kapıyı boşaltın. "Kraliyet Balözü Kuvvetleri" inişe geçiyor . Dur bir dakika . Hey bunlar Polen Gücü! Vay canına . Hiç bu kadar yakından görmemiştim . Kovanın dışını biliyorlar . Ama bazıları geri dönmüyor . Selam! Merhaba Polenciler! Nektar. Harikaydınız beyler! Sizler canavarsınız! Göklerin kralısınız! Bayılıyorum size! Acaba neredeydiler. Bilmem . Onların günleri planlı değil . Kovanın dışında nerelere gidip neler yapıyorlar kim bilir? Pat diye Polen Gücü'ne katılamazsın. Ona göre yetiştirilmelisin . Haklısın . İkimizin ömür boyu göremeyeceği kadar polen var burada . Alt tarafı bir itibar göstergesi. Arılar bunu biraz fazla önemsiyor . Belki. Üzerinde varsa ve kızlar bunu görüyorsa işler değişir . Şu kızlar mı? Onlar da kuzenimiz değil mi peki? Uzaktan. Uzaktan . Şu ikisine bakın . İki tane kovan miskini. Şunlarla biraz dalga geçelim . Polen Gücü'nde olmak tehlikeli olmalı . Evet. Bir keresinde bir ayı beni bir mantara sıkıştırdı . Bir pençesi boğazımdaydı. Diğeriyle sağlı sollu tokatlatıp duruyordu beni! Vay canına! Yenebileceğimi tahmin etmezdim . Bunlar olurken sen ne yapıyordun? Yetkililere haber veriyordum . İmzalayabilirim . Bugün dışarısı sarstı değil mi beyler? Evet . Yarın buradan km. Uzaklıktaki ayçiçeği tarlalarına gidiyoruz . kilometre mi? Barry! Bizim için kısa mesafe ama belki sana uygun değildir . Belki de uygundur. Hayır değildir! J Kapısından sıfır dokuz sıfır sıfır'da kalkıyoruz . Ne dersin vızvız çocuk? Yeterince güçlü müsün? Olabilirim. Sıfır dokuz sıfır sıfır'ın ne demek olduğuna bağlı . Hey Balyap! Beni korkuttun baba . Hangi işi istediğine karar verebildin mi? Bir sürü seçenek var. Ama sadece birini seçebilirsin . Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldığın oldu mu hiç? Karıştırmanın ne olduğunu anlatayım . Sopayı tutarsın şöyle bir gezdirirsin güzelce karıştırırsın . Bir ritim tutturursun kendine. Çok güzel bir şeydir . Düşünüyorum da. belki de bu bal alemi bana göre değildir . Ne düşünüyordun baloncu olmayı mı? İğnesi olan biri için kötü bir meslek . Janet oğlun bal işine girmek istediğinden emin değilmiş! Barry bazen çok komik oluyorsun. Olmaya çalışmıyorum . Bal işine giriyorsun. Oğlumuz Karıştırıcı olacak! Karıştırıcı mı olacaksın? Kimse beni dinlemiyor! Senin için özel sopalarım var . Şu anda ne istersem söyleyebilirim. Dövme yaptıracağım! Haydi taze bir bal açıp bunu kutlayalım! Belki burnuma da küpe taktırırım. Antenlerimi kazıtırım . Bir çekirgeyle çıkarım. Altın diş taktırıp önüme gelene "kanka" derim! Gurur duyuyorum . Bugün işe başlıyoruz! Büyük gün . Haydi! Bütün iyi işleri kaptıracağız . Evet. Tabii . Polen Sayma Dublör Arı Boşaltma Karıştırıcı Danışma Masası Saç. Hala boş mu? İki kişi kaldı! ÇERÇÖP TOPLAMA. Ve bir tanesi de sen oldun! Hangisini aldın? Çerçöp toplama . Vay canına! Çaylak mısınız? Evet efendim! İlk günümüz! Hazırız! Seçiminizi yapın . İstersen sen başla. Hayır sen . Tanrım. Neler müsait acaba? Tuvalet görevlisi her zaman açık ama düşündüğün nedenden değil . Krelman olabilir mi? Elbette. Krelman senin . KRELMAN DOLU. Üzgünüm az önce dolmuş . Balmumu tamiri açık . Krelman tekrar açıldı . Ne oldu? Bir arı öldüğünde onun yeri açılır. Gördün mü? Ölmüş. Ölü. Bir ölü daha . Bu da ölü. Ölümcül ölü. İki ölü daha . Baş üstü ölü. Baş altı ölü. Hayat böyle! Bu çok zor! Isıtma Soğutma Dublör Arı Boşaltıcı Karıştırıcı. Uğultucu Tuvalet Müfettişi İplik Koordinatörü Şerit Amiri. Larva terbiyecisi. Barry sence hangisini Barry? Barry! Pekâlâ dokuzuncu bölgede bir ayçiçeği tarlası bulunuyor. Neredesin? Dışarı çıkacağım. Nereye dışarı? Kovandan dışarı. Olmaz! Ömrümün sonuna kadar çalışmadan önce buna mecburum . Öleceksin! Delirmişsin sen! Biri arıyor . Eğer kendini cesur hisseden varsa . Caddedeki çiçekçiye. yeni güller gelecek bugün . Selam millet . Şuna bakın. Bu dün gördüğümüz çocuk değil mi? Kalkış pistine girmek yasak evlat . Sorun yok Lou. Bizimle gelecek bugün . Ballı çocuk seni . Burayı imzala burayı. Şuraya da paraf at . Teşekkürler. Tamam . Bugün yağmur ihbarı aldık ve. hepinizin bildiğiniz üzere arılar yağmurda uçamaz . O yüzden dikkatli olun. Ve her zamanki gibi süpürgelere. terliklere köpeklere kuşlara ve ayılara dikkat edin . Bazı evlerde üzerimize enerji içeceği döküldüğü rapor edildi . Murphy bu yüzden şu an revirde ve çekirge gibi durmadan zıplıyor! Bu korkunç. Kuralı hatırlatayım. kesinlikle insanlarla konuşmak yok! Pekâlâ kalkış pozisyonu! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz! Siyahla Sarı! Alemin Kralı! Hazır mısın Cesur Çocuk? Evet. Tabii ki . Rüzgar Tamam . Telsizler Tamam. Balözü takım Tamam . Kanatlar Tamam. İğne Tamam . Altına kaçıranlar Tamam . Pekâlâ kızlar. haydi kalkıyoruz! Sömürün o sardunyaları çizgili canavarlarım! Emrediyorum kurutun o çiçekleri! Vay canına! Dışarıdayım! Kovandan çıktığıma inanamıyorum! Ne kadar da mavi . Hızlı ve özgür hissediyorum kendimi! Uçurtma! Vay be! Çiçekler! Burası Mavi Lider. Güllerle görsel temas var . derece dönün . Güller! derece tamam. Dönüyoruz . Kenara çekil ufaklık. Geri tepebilir . Nektar. İşte buna "Nektar Toplar" denir . Polenleme görmüş müydün hiç? Hayır efendim . Buradan biraz polen alıp şuralara serpiyorum. Biraz da buraya. bir tutam da şuraya. Biraz sihir gibi . Bu inanılmaz. Peki niye yapıyoruz bunu? Polen gücü. Ne kadar polen o kadar çiçek o kadar balözü o kadar bal . Harika . Parlak bir sarılık görüyorum. Papatyalar olabilir . Ben de gördüm tamam . Durun. Çiçeklerden biri hareket ediyor . Tekrar et. Hareket eden bir çiçek mi rapor ediyorsun? Olumlu . O top içerdeydi! En güzeli bu. Nedir bu? Bilmiyorum ama bu renge bayılıyorum . Güzel kokuyor. Çiçek gibi değil ama hoşuma gitti . Evet tüylü . Kimyasal da . Dikkatli olun çocuklar. Biraz yapışkan . Arı Maya aşkına! Mankafa buraya gel çabuk! Eyvah! Çocuklar! Bu hiç iyi değil . Olumlu . Ucuz kurtulduk . Canım yanacak . Ana kuzusu . Pozisyonunu kaybettin çaylak! Füze gibi geri yollayacağım sana! Yardım edin! Galiba bunlar çiçek değil . Ona söyleyelim mi? Bence biliyor . Bu da nesi? Maç sayısı! Toparlanmaya başlasan iyi olur tatlım çünkü birazdan kafana yiyeceksin! İmdat! KLİMA KONTROL. İğrenç . Arabada arı var! Bir şey yap! Direksiyondayım! Merhaba Arı. Arkaya geldi! Beni sokacak şimdi! Kimse kıpırdamasın! Kıpırdamazsanız hiçbirimizi sokmaz. Kıpırdamayın! Göz kırptı! Sprey sık ona! Ne yapıyorsun? Vay. Dışarıdaki gerginlik katsayısı inanılmaz . Eve dönmeliyim . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . İmdat! İmdat! Arı düşüyor! Ken pencereyi kapatır mısın? Yeni hazırladığım özgeçmişime bak. Katlanabilir bir broşür seklinde . Gördün mü? Katlanıyor . Oh hayır gene insanlar. Yeter artık ama . Bu da ne böyle? Bu kez olacak. Bu kez. Bu kez. Bu kez! Perde! Şeytani bir şey bu . Harika oldu. Tüm özel yeteneklerim. hatta en sevdiğim on film bile var . İlki hangisi? "Yıldız Savaşları mı"? Hayır Ben sevmiyorum öyle. filmleri . Konuşmamıza neden izin verilmediği belli. Delirmiş bunlar . İş görüşmesine gittiğimde şaşırıyorlar. Söylediklerime inanamıyorlar . İşte güneş orada. Belki oradan çıkabilirim . Güneşin üstünde yazıyor muydu? Küresel ısınmayı ben tahmin etmiştim . Sıcaklığı hissediyordum ama önceleri benim ateşim sandım . Hey! Dur! Arı! Geri çekilin. Kışlık bot bunlar . Dur! Öldürme onu! Arılara alerjim var. Bu arı beni öldürebilir! Onun hayatı neden seninkinden değersiz olsun? Onun hayatı niye benimkinden değersiz? Söyleyeceğin bu mu? Her hayatın bir anlamı var. Onun neler hissedebileceğini bilmiyorsun . Broşürüm! Haydi bakalım ufaklık . Korktuğumu sanmayın. Alerjim var . Özgeçmişine bunu da yaz . Yüzüm balon gibi şişebilirdi . Bunu da "özel yeteneklerine" eklersin . Birini bir yumrukta indirmek de özel bir yetenek . Hoşça kal Vanessa. Teşekkürler . Vanessa haftaya yoğurt yemeye? Tabii Ken. Nasıl istersen . Üzerine keçiboynuzu koyabilirsin. Güle güle . Kalorisi daha azmış. Güle güle . Bir şey söylemeliyim . Hayatımı kurtardı. Bir şey söylemeliyim . Haydi bakalım . ARIGE DİYET TON. Olmaz . Ne diyeceğim? Başım belaya girebilir . Arı yasası. Bir insanla konuşamazsın . Bunu yaptığıma inanamıyorum . Yapmalıyım . Yapamam. Haydi ama! Yapamam. Haydi ama! Yap şunu. Yapamam . Lafa nasıl gireceğim? "Jazz sever misin?" İyi fikir değil . İşte geliyor! Konuşsana salak! Merhaba! Affedersin . Konuşuyorsun. Biliyorum . Konuşuyorsun! Çok özür dilerim . Önemli değil. Rüya görüyorum. ama yatağa gittiğimi hatırlamıyorum . Eminim bu biraz sinir bozucudur . Benim için sürpriz oldu. Yani sen bir arısın! Ben bir arıyım. Aslında bunu yapmamalıydım ama. beni öldürmeye çalıştılar . Sen olmasaydın. Sana teşekkür etmeliydim. Ben böyle yetiştirildim . Bu biraz garip oldu . Bir arıyla konuşuyorum. Evet . Bir arıyla konuşuyorum. Ve bir arı benimle konuşuyor! Minnettar olduğumu söylemek istedim. Gideyim artık . Bekle! Bunu yapmayı nerede öğrendin? Neyi? Konuşma olayını . Senin öğrendiğin gibi. "Anne. Baba. Bal" Öyle başladım . Bu gerçekten komik. Evet . Evet. Arılar komiktir. Gülmüyorsak ağlarız böyle başa çıkıyoruz hayatla . Neyse . Acaba. bir şey içer miydin? Ne gibi? Bilmem. Belki Kahve? Sana zahmet vermek istemem . Ne zahmeti canım. İki dakikamı alır . Alt tarafı kahve. Zahmet olmasın . Saçmalama lütfen! Aslında bir fincan alırım . Romlu kek de ister misin? Almasam. Bir parça al . Yok almayayım. Haydi ama! Birkaç mikrogram vermeye çalışıyorum da . Nerede? Çizgiler şişman gösteriyor . Harika görünüyorsun! Modadan anlıyor musun emin değilim . Sen iyi misin? Hayır . Kravatını takside bağlayıp uçarak gitmiş Manhattan'a . Sonunda oraya varmış . Kilisenin merdivenlerini koşarak çıkmış. Düğün başlamış bile . Sonra da demiş ki "Mısır mı?" Ben de "Mısırlı" dedin sanmıştım . "Bir mısırla neden evleneyim ki?". Arı fıkrası mı bu? Biz arılara ait bir tarz bu . Evet farklı . Peki ne yapacaksın Barry? İş konusunda mı? Bilmiyorum . Kovandaki görevimi yapmak istiyorum ama onların istediği şekilde değil . Ne hissettiğini anlıyorum . Öyle mi? Elbette . Ailem avukat ya da doktor olmamı istiyordu. Ben çiçekçi olmak istedim . Sahi mi? Benim bütün hayatım çiçekler . Yeni kraliçemiz de aynı slogan sayesinde seçildi . Neyse şuraya bakarsan. benim kovanım tam şurada. Görüyor musun? Sen Central Park'ta yaşıyorsun! Evet! Kaplumbağa Köprüsü'nün yanında! Biliyorum orayı. Orada ayağıma taktığım yüzüğümü kaybetmiştim . Neden kızlar ayağına yüzük takar? Niye takmasınlar? Dizine şapka takmak gibi bir şey bu. Bunu bir denemeliyim . İyi misiniz bayan? Evet. İyiyim . Öyle iki kahve birden içeyim dedim! Her neyse bu harika oldu. Kahve için teşekkür ederim . Önemli değil . Özür dilerim bitiremedim. Bitirseydim ömür boyu uyuyamazdım . Sen ee. Bir parça yanıma alabilir miyim? Tabii! Haydi bir kırıntı al . Teşekkürler! Bir şey değil . Pekâlâ o zaman ee sanırım görüşürüz . Ya da görüşmeyiz . Tamam Barry . Ve tekrar çok teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın . Hiç önemi yok . Önemsiz değildi ama Her neyse. DENEY SÜRECİ DEVAM EDİYOR. KASIRGADAN KURTULMA DENEYİ. Bu işe yaramayacak . Hazır. Deneyebiliriz . Pekâlâ Dave paraşütü çek . İnanılmazmış. İnanılmazdı! Hayatımın en korkunç en mutlu günüydü . İnsanlarla olduğuna inanamıyorum! Korkunç dev insanlar! Nasıllardı? Büyük ve deli. Deli gibi konuşuyorlar . Deli gibi yiyorlar. Deli gibi kullanıyorlar . Öldürmeye çalıştılar mı seni? Bazıları evet ama bazıları değil . Nasıl döndün? Kanişe bindim . Gittin ve buna sevindim. Ne görmek istiyorsan gördün. ve çok istediğin "tecrübeyi" yaşadın. Artık işini seçip normal olabilirsin . Ama Ama? Biriyle tanıştım . Biriyle mi tanıştın? Arıgillerden mi peki? Eşek arısı mı? Annenler seni öldürür! Hayır . Örümcek mi? Örümceklerden hoşlanmıyorum . Biliyorum seksiler sekiz bacakları var . Ama yüzleri çok çirkin . Kim peki? O bir ee insan . Hayır hayır. Arı yasası bu. Bunu da çiğnemiş olamazsın . Adı Vanessa. Tanrım . O kadar güzel ki. Üstelik çiçekçi! Olamaz! Çiçekçi bir insanla çıkıyorsun! Çıkmıyoruz . Kovandan dışarı uçuyorsun. Ellerinde tazyikli hortumlar maytaplarla. evlerimize saldıran insanlarla konuşuyorsun. Dinamitten farkı yok! Hayatımı kurtardı! Üstelik beni anlıyor . Bu iş bitecek! Ye şunu . Bu iş bitmeyecek! Neydi bu? Buna kırıntı diyorlar. Bu ne güzeller güzeli bir şey! Üstelik bu yedikleri değil. Yediklerinden yere dökülenler! Cinnabon ne biliyor musun? Hayır . Ekmeği tarçını şekeri alıyorlar. Üçünü birden iyice. Otur şuraya! ısıtıyorlar! Beni iyi dinle! Biz onlar değiliz! Biz biziz. Biz ve onlar! Evet ama arzu dolu bu kalbi kimse görmeyecek mi? Arzulamak yok. Bırak arzulamayı . Artık biraz arı gibi düşün dostum. Arı gibi düşün! Arı gibi düşün. Arı gibi düşün . Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! İşte orada havuza girmiş . Senin sorunun ne biliyor musun? Arı gibi düşünmeye mi başlamalıyım? Daha ne kadar devam edecek bu? Üç gün oldu! Niye hala çalışmıyorsun? Hayatımla ilgili almam gereken önemli kararlar var . Ne hayatı? Bir hayatın yok ki! İşin yok. Sadece bir arısın işte! Biraz bal yapsan ölür müsün? Barry çık havuzdan. Baban seninle konuşuyor . Martin konuş onunla . Barry seninle konuşuyorum! Geliyor musun? Her şeyi aldın mı? Her şey hazır! Sen önden git. Ben yetişirim . Çok geç kalma . Bak şimdi! Vanessa! Hala buradayız. Sana ona bağırma demiştim . Bağırdığın zaman cevap vermiyor sana! Sen niye bağırıyorsun? Çünkü dinlemiyorsun . Bunu dinlemeyeceğim . Çıkmalıyım . Nereye gidiyorsun? Arkadaşımla buluşacağım . Bir kızla mı? Bu yüzden mi karar veremiyorsun? Görüşürüz . Umarım kız Arıgillerdendir . VANESSA'NIN ÇİÇEKÇİSİ. Her yıl Pasadena'da çiçeklerle dolu bir geçit töreni mi yapıyorlar? Güller Turnuvası'nda olmak her çiçekçinin hayalidir! Arabanın üstündesin. Her yer çiçek dolu. İnsanlar seni alkışlıyor . Bir turnuva. Güller spor müsabakalarına katılabiliyor mu? Hayır. Pekâlâ sıra bende. Nasıl oluyor da her yere uçamıyorsun? Yorucu oluyor. Sen niye her yere koşmuyorsun? Daha hızlı değil mi? Tamam anladım. Sıra sende . Video. Televizyonda o an ne varsa kaydediyor mu? Bu çılgınlık! Sizde onlardan yok mu? Bizde Osteo var ama bir hastalık bu. Hem de korkunç bir hastalık . Olamaz . Aptal arılar! Eminim sokmak istiyorsundur böyle salakları . Aslında sokmamaya çalışıyoruz. Bizim için çok tehlikeli . Yani sürekli sinirlerine hakim olmalısın . Hem de çok. Duvarları tekmeler yürüyüşe çıkar. sinirle bir mektup yazıp çöpe atarsın. Duygularını bastırıyorsun işte . Öfke kıskançlık şehvet . Aman Tanrım! İyi misin sen? Evet . Derdin ne senin? Ama böcek o . Kimseyi rahatsız etmiyor. Çek git buradan gerizekalı! Neydi o? Mizah dergisi falan mı? Evet. Nereden anladın? On sayfalık falan bir şeydi. sayfaya kadar dayanabiliyoruz . Bu işin matematiğini çözmüşsün . Mecburen. Kuzenimi Vogue öldürmüştü. Hiç şaşmam . Gölgelerin Gücü Adına! Bu da ne böyle? BAL. Bu nereden çıktı? Tatlı arı. Altın Çiçek . Ray Liotta Özel Koleksiyonu mu? Şu aktör değil mi bu? Hiç duymadım . Bu niye burada? İnsanlar için. Yiyelim diye . Yeterince yemeğiniz yok mu? Şey var. Nereden buldunuz peki? Arılar yapıyor. Kimin yaptığını biliyorum! Ve yapması da çok zordur! Isıtmak soğutmak ve karıştırmak gerek. Bir de Krelman denen şey var! Organik bu. Bizim organımız! Alt tarafı bal Barry . Alt tarafı ne? Arılar bunu bilmiyor ama! Bunun adı hırsızlık! Evlerimizi okullarımızı hastanelerimizi alıyorsunuz! % İNDİRİM. İndirimde mi? Bunun hesabını soracağım! Hepsini soracağım! Hector . Bitti mi işin? Bitiyor . Buralarda. Hissediyorum . Eve gidebilirim artık . Şu güzel balı da açık bırakayım hazır kimse de yok . Yakalandın paketçi çocuk! Bir şey duyduğumu biliyordum. Demek konuşabiliyorsun! Evet konuşabiliyorum. Şimdi de sen konuş bakalım! Nereden getiriyorsunuz bu malları? Malları satan kim? Anlamıyorum. Dost değil miyiz? Yapmak isteyeceğimiz en son şey siz arıları kızdırmak! Çok geç kaldın! Bizim oldu artık! Siz bayım yanlış adama kılıç çektiniz! Siz de dostum iguanam Ignacio'ya öğle yemeği olacaksınız . Ballar nereden geliyor? Nereden dedim! Bal Çiftliği! Bal Çiftliği'nden geliyor! Bal ÇİFTLİĞİ. Seni manyak adam! Neler oldu burada? Şu suratlarına bak. Kamyon çarpmış gibiler. Ve şimdi de. bilinmezliğe sürükleniyorlar! Hareket etme . Sen ölü değil misin? Ölüye benziyor muyum? Hareket edeni temizliyorlar. Nereye gidiyorsun? Bal Çiftliğine. Çok büyük bir iş peşindeyim . Ben Alaska'ya gidiyorum. Geyik kanı manyak bir şey. Feci kafa yapıyor! Tacoma'ya gidiyorum . Ya sen nereye? O gerçekten ölü . Anladım . Eyvah! Nedir bu? Hayır! Silecekler! Üç bıçaklı! Üç bıçaklı mı? Atla haydi! Tek şansın var arı! Niye her şeyiniz bu kadar temiz olmak zorunda? Daha ne görmeniz gerekiyor? Gözünüzü açın! Kafanızı da çıkarın! Ben Washington Ulusal Radyo Haberleri'nden Carl Kasell . Böcek öldürmeye son verin artık! Arı! Geyik kanı manyağı! Bir ses duydun mu? Ne gibi? Minik çığlıklar gibi . Radyoyu kapat . Nasıl gidiyor arı çocuk? İyidir Geyik . Ve göz alabildiğince yan yana dizilmiş bal kavanozları duruyordu . Vay be! Bu kamyon nereye gidiyorsa balları oradan alıyor olmalılar . O ballar bize ait . Arılar omuz omuza. Öyleyiz . Kovanda birbirimize yakınız . Biz değiliz adamım. Biz tek takılırız. Her sivrisinek ayrı takılır . Ya başınız belaya girerse? Sivrisineksen sen belasındır . Kimse bizi sevmez. Vurmayı bilirler sadece. Bizi görünce Vur vur! En azından dışarıdasınız. Bir sürü kızla tanışıyorsunuzdur . Bizim kızların gözü yüksektedir. Güvelerle yusufçuklarla takılırlar . Sivrisinek kızları bize yüz vermez . Şaka yapıyorsunuz! KAN BANKASI. Geyikkan binayı terk ediyor! Görüşürüz arı! Selam millet! Geyikkan! Sizi burada ebeleyeceğimi biliyordum. Kamış getirdiniz mi yanınızda? Bal ÇİFTLİĞİ. Sonra kavanozlara doldurup etiket yapıştırıyoruz. Çok karlı bir iş . Burası da ne böyle? Bu arıların susam kadar beyni yok . Beyinsiz bunlar! Beyinsiz . Yeni körüğe bak. Çok güzel . Thomas modeli! Körük mü? Dakikada üfleme yarı otomatik. İki kat nikotin ve katran . Bir iki nefeste indiriyor bunları yere . Onlar yapar balları biz toplarız paraları . "Onlar yapar balları biz toplarız paraları" mı? Olamaz! Burada neler oluyor? Siz iyi misiniz? Evet. Fazla uzun sürmüyor . Sahte bir kovanda olduğunuzun farkında mısınız? Kraliçemiz buraya taşındı. Başka çaremiz yoktu . Kraliçeniz mi? Kadın kılığına girmiş bir erkek bu! Arıbeyi bu! Bu da nesi? Oh hayır . Yüzlerce kovan var burada! Arı balı . Bizim balımız yüzsüzce bir dalavereyle elimizden alınıyor! Ayıların bize yaptıklarından bile daha kötü. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız . Ah Barry . İnsanların balımızı mı alıyor? Bu sadece bir söylenti . Bunlar söylentiye benziyor mu? Komplo teorisi bunlar. Bu resimler de montaj . Bütün bunları nereden biliyorsun sen? İnsanlarla konuşuyor . Ne? İnsanlar mı? İnsan bir kız arkadaşı var. Üstelik öpüşüyorlar! Öpüşmek mi? Öpüşmüyoruz . İstiyorsun ama. Kimden yanasın sen? Arılardan! San Antonio'da bir cırcırböceğiyle çıkmıştım. O bacaklar beni uyutmadı . Barry hayatın adına yapmak istediğin bu mu? Hepimizin adına yapmak istiyorum. Kimse arılar kadar çok çalışmıyor! Baba bazen o kadar çalışmış oluyordun ki. ellerin kendi kendine karıştırıyordu durduramıyordun . Hatırlıyorum . Balımızı almaya ne hakları var? Yılda iki kapla yaşamaya çalışıyoruz. Onlar balı dudak kremine bile koyuyor! Haklı bile olsan bir arı ne yapabilir? Onları en acıyacak yerlerinden sokacağım . Suratlarından! Gözleri! Çok can yakar. Hayır . Burundan mı? Ölürler acıdan . İnsanları sokabileceğimiz tek yerleri var. Onlar için önemli olan tek bir yer . "Kovan'da Olan" Her gün saat 'te bir saat boyunca kovandan haberler . Sakala hayır! Bob Yabanarı ile günün içinden . Bora Batıran'la hava durumu . Vızz Larva ile spor . Ve Jeanette Chung . İyi akşamlar. Ben Bob Yabanarı. Ve ben Jeanette Chung . Kovanşehir arılarından Barry Benson. insan ırkını ballarımızı çalmak suçundan mahkemeye vereceğini. balımızı yasadışı yollarla sattıklarını iddia etti! ARI LARRY KING. Yarın akşam Arı Larry King'de. Baltıgen yayınları tarafından çıkartılan. "Zarif Kadınlar" isimli kitap hakkında konuşacağız . Bu geceki konuğumuz Barry Benson . "Ben sıradan bir çocuğum başaramam." diye düşündün mü hiç? Arılar dünyayı değiştirmekten hiç korkmadı . Arıstoph Kolomb'a bakın. Arındıra Gandi'ye. Arı Terim'e . Geldiğim yerde insanları dava etmeyi düşünmezdik . Bizler daha çok çelik çomak ya da cirit oynardık . Kaç yaşındasın? Tüm arı halkı seni bu haklı davanda destekliyor. ki sanırım arılar için yüzyılın davası olacak bu . Biliyor musun insanların dünyasında da bir Larry King var . Çok kullanılan bir isim. Önümüzdeki hafta. Tıpkı sana benziyor ve onun da gömleğinde askılar arkasında renkli. Önümüzdeki hafta. Şişe dibi gözlükleri duymana rağmen konuktan yapılan altyazılar da aynı . Ayı Haftası gelecek hafta! Korkunçlar kıllılar ve haftaya canlı yayındalar .
submitted by throwmefaway to TurkeyJerky [link] [comments]


2018.02.20 21:47 ersagburada Ersağ Fosfatsız Çamaşır Tozu

♻️TÜRKİYE'NİN İLK FOSFATSIZ ÇAMAŞIR TOZLARI, ERSAĞ ÇAMAŞIR GRUBU♻️ VE ❌KATKILI ÇAMAŞIR DETERJANLARI NEDEN ZARARLI?❌ (SONUNA KADAR DİKKATLE OKUYUN)
💚💚İNSAN SAĞLIĞINA ZARARI OLMAYAN ÇEVRE DOSTU; 💚💚Ersağ Çamaşır Yıkama Grubu💚💚
♻Beyaz Çamaşır Tozu 4 ölçü toz, 4 kapak çamaşır aktif ♻Renkli Çamaşır Tozu 3 ölçü toz, 1 kapak çamaşır aktif ♻Çamaşır Aktif (Fosfat yerine kullanılması şart tozları destekleyici sıvı) Leke ve kir çıkarma özelliği yüksektir. Yüksek köpük oluşturabilme kabiliyeti sebebiyle genel temizlik maddesidir. Temizleme etkisi sıcaklık ve çözünürlük ile artış gösterir. Fazla köpük oluşmasını önleyicidir. ♻Çamaşır Kokusu (İsteğe bağlı kullanılır. çiçek, pudra kokusu)
Çamaşır grubunda Türkiye'nin ilk fosfatsız çamaşır tozlarını üreten Ersağ, çamaşır grubunun içeriğini RİTHA bitkisi oluşturmakta. İçeriğinde ki bu özel bitkinin tanıtıma geçmeden önce; Ersağ çamaşır grubuna geçtiğiniz an kimyasal içerikli ürünlerinizi kullanmamalısınız. Beyazlarda Ersağ renklilerde market ürünü, yada bebeğin çamaşırlarını Ersağ Çamaşır grubu ile yıkayayım, diğerlerini market ürünü deterjan ile kullanayım, diye bir kullanım şekli önerilmez. Bu şekilde kullanmanız halinde sağlıklı çamaşırlar anlamında sonuç alamazsınız. Kimyasal katkılı detarjan grubundan bitkisel çamşır tozlarına geçtiğiniz de sıkıntılı bir süreç yaşarsınız. Çamaşırlarınızda ki kancalı kimyasal dediğimiz kimyasal atıklar temizleninceye kadar tam netice alamazsınız. 3 yada 4 yıkamadan sonra ise netice mükemmel olacaktır. Ersağ çamaşır tozlarına geçiş yaptığınız zaman, Ersağ çamaşır tozları ile çamaşır yıkamadan önce makinenizi BANYO WC ürümüzü kullanarak boş çalıştırırsanız çok daha çabuk netice alırsınız. Ersağ Çamaşır tozlarına geçtikten bir süre sonra, makinenizin çamaşır gözlerinde kapkara oluşan tortuların yok olduğunu göreceksiniz. Ve sonrasında Ersağ çamaşır tozları kullandığınız sürece makinenizin deterjan gözü daima pırıl pırıl olacaktır. Ölçülere sadık kalınmalı özellikle fazla kullanılmamalıdır. Ölçü harici kullanılması halinde çamaşırlarınızın renklerinde sorun yaşayabilirsiniz. Konsantre olduğu için marketten aldığınız 6kg lık çamaşır deterjanı ile aynı sürede kullanılır. Özellikle cilt rahatsızlıkları yaşayan kişilerin öncelikli değiştirmeleri gereken çamaşır deterjan grubudur.
🌀RİTHA (Sapindus mukorossi)🌀 Soapnut ağacı Ritha: Hindistan'da yetişen bir ağaçtır. Ayrıca sabun somun ağacı olarak bilinen asaya ve alt tropikal bölgelerde yetişir. Meyveleri temmuz , Ağustos görülür ve Kasım-Aralık aylarında olgunlaşır.
💠Antimikrobiyal özelliği sayesinde çamaşırda mikrop barındırmaz.
💠Doğal anti-fungal ( mantar karşıtı) özelliği vardır.
💠Hipoalerjeniktir. Kimyasal deterjanlar ve onların kokularının neden olduğu alerjilere neden olmaz.
💠Renklere zarar vermez ve narin çamaşırlara son derece naziktir.
💠Düşük köpürme oranıyla çamaşır makineleri için mükemmel bir üründür.
💠Diğer bir kimyasal madde olan yumuşatıcı kullanma ihtiyacını ortadan kaldırır.
💠% 100 geri dönüşümlüdür. İşi biten meyveler doğada gübre olarak kullanılabilir.
💠Hiçbir üretim süreci yoktur. Hiçbir kimyasal madde veya fosil yakıtın kullanılarak üretilmeye ihtiyaç duymaz.
💠Ekosistemi ve su kaynaklarımızı kirletmez.
💠Çevre dostudur.
💠Temelde sonsuz bir raf ömrü olan doğal bir meyvedir.
❇RiTHA NASIL TEMİZLER? Çok basit olarak anlatmak gerekirse, deterjan mantığıyla çalışır. Ancak Konvansiyonel deterjanlar, kimyasal yüzey aktif maddeler içerirken RiTHA Meyvesi doğal olarak Saponin içerir ve bu meyveler ılık veya sıcak su ile temas ettiğinde saponinleri (sabun) serbest bırakır. Saponinler suda doğal yüzey aktif (yüzey aktif madde) olarak dolaşır. Saponin su ve kileke arasındaki yüzey gerilimini kırarak lekelerin çamaşırlardan ayrılarak serbest kalmalarını sağlar. Daha sonra saponin kir ile kumaş arasında süspansiyon görevi görerek kiri çamaşırdan uzaklaştırır.
❇ÇOK HASSAS CİLDE SAHİP KİŞİLER RiTHA KULLANABİLİR Mİ ? Evet. Sentetik deterjanlarda kullanılan kimyasallar ve çamaşır katkı maddeleri hassas cilde sahip kişilerin yaşam kalitesini etkileyip birçok sorun oluşturmakta ayrıca kullanılan sentetik kokular da bu duruma katkı sağlamaktadırlar. Ritha hiçbir kimyasal madde ve sentetik koku içermez. Ritha tamamen doğal bir temizleyici olup cilt bakımı ve sağlığına da katkı sağlayarak yaşam kalitenizi arttırır.
❇RİTHA İLE YIKANAN ÇAMAŞIRLAR HİJYEN OLUR MU ? Evet. Ritha doğal olarak anti-fungal (mantar karşıtı) ve anti-mikrobiyal özelliklere sahiptir. Çamaşırlarda mantar ve bakterilerin üremesini engeller.
❇RiTHA SİRKE GİBİ KOKUSU VAR. BU KOKU ÇAMAŞIRLARA İŞLER Mİ? Hayır. Ritha'nın kokusu elbiselere geçmez. Çamaşırınız makineden tamamen taze ve temiz kokusuyla çıkar.
❇RiTHA İLE ÇAMAŞIR YIKARKEN ÇOK AZ KÖPÜK OLUŞUYOR. ÇAMAŞIRLARIM YİNE DE TEMİZ OLUR MU? Evet. Çok köpük eşittir çok temizlik anlamına gelmez. On yıllar boyunca yapılan reklam ve pazarlama taktikleriyle bizim böyle düşünmemiz sağlanmış ve beynimiz yıkanmıştır. Deterjanlarda gördüğümüz olağanüstü köpük birçok kimyasal madde ile elde edilmektedir. Ritha çok az köpük üretir ama yine de çok etkili çalışır. Yıkama sonunda elbiselerinizin temiz olduğunu ve ferah koktuğunu göreceksiniz.
💢Özellikle allerjik bünyesi olanlar için, nörodermetit den yakınan ve hassas ciltler için kimyasal deterjanlar azdırıcı bir rol oynarken Ritha dan üretilen, ERSAĞ Temizlik üreünleri bu kişilerde güvenle kullanılabilir. 💢Ritha, Egzema, kronik kaşıntı ve sedef hastalığı gibi cilt rahatsızlıklarında doğal bir iyileştirici olarak etki gösterir.
💢Ritha bitkisi, Etkin temizlik yapmada kullanılan bir bitkidir. 💢İçerisinde antibakteriyel, yumuşatıcı, kireç önleyici gibi bulunan 55 adet etken madde sayesinde ve yine kırmızı neons sayesinde renklileri daha canlı gösterip çamaşırların liflerini korumaktadır. Ritha bitkisi bu sayede çamaşırların yıpranmasını önlemektedir.
💢Ritha Antioksidan bir bitkidir.
❓Peki Antioksidan nedir ?
Aldığımız her nefeste vücutta serbest radikaller oluşur. Hava kirliliği, kronik hastalıklar, sigara, pasif içicilik, diyetsel kanserojenler, enfeksiyonlar, kuvvetli egzersiz, stres ve güneşe maruz kalma vücutta serbest radikalleri arttırabilecek faktörlerdir. Bu serbest radikaller vücuduuzda biriktikçe sağlık kötüleşir ve yaşlanma hızlanır. Kırışıklıklar ve ciddi hastalıklara kadar sizi her şeye karşı dayanıksız hale getirir.
❓Antioksidanlar Nasıl Yararlar Sağlar ? Faydaları nedir ?
✅Yaşlanma sürecini geciktirir. ✅Pek çok çeşit kanser riskini azaltır. ✅Tümörlerin büyümesini durdurmaya yardım eder. ✅Vücuda alınan kanserojenlerin zararlı etkilerini gidermeye yardım eder ✅Kronik akciğer hastalıklarına (astım, bronşit, anfizem gibi) karşı korunmaya yardımcı olur. ✅Çevresel kirliliklere karşı koruma sağlar.
⚠🆘ÇAMAŞIR DETERJANLARINDA Kİ TEHLİKE!🆘
📌 Çamaşır Deterjanları içinde yaklaşık %30-40 'a kadar bulunan sodyum - tripolifosfat ve diğer fosfat türlerinin yüzde miktarı insan ve çevre sağlığını tehdit etmektedir.
📌Deterjanların içindeki kimyasal maddelere karşı alerjisi olan kişilerde bazı rahatsızlıkların görüldüğünü belirten Dr. Abdulkerim Cirit, bunun yanında Otopik Dermotit denilen ve daha çok çocukluk çağında görülen hastalıklarda da deterjanların hastalığı şiddetlendirici etkilerinin bulunduğunu ifade etti.
📌 Fosfat kirliliği : Toz deterjanların temel maddelerinden birisi olan Sodyum polifosfatlar atık sularda yoğun olarak bulundukları zaman ortamda bulunması muhtemel azot bileşiklerinin de yardımı ile gübre etkisi göstermektedir. Bu ise, göllerde ve akıntısı olmayan deniz sularında bitkisel hayatı sağlıksız bir şekilde körükleyerek alg ve yosunların büyük boyutlarda artmasına sebep olmaktadır. Ötröfikasyon olarak isimlendirilen bu olay, daha ziyade İsviçre, İtalya, Finlandiya, İsveç, Hollanda gibi göl ve durgun suların önemli ölçüde yer aldıkları ve yerleşme merkezlerinin artıklarından etkilendikleri ülkelerde ciddi bir sorun halindedir. Su ortamında alglerin ve diğer bitkilerin büyümesi, sudaki inorganik element konsantrasyonlarında değişiklik meydana getirir. Bilhassa yaz aylarında güneş ışınlarının kuvvetli olduğu zamanlardaki fotosentez olayı sudaki karbondioksit konsantrasyonunun azalmasına sebep olur ve pH artar. Bu pH değişikliği ile birlikte kalsiyum karbonat çökelmesi olur. Geceleri ise fotosentez durup solunum devam ettiğinden karbondioksit konsantrasyonu artar ve pH düşer. Arıtmaya alınan sudaki bu pH değişiklikleri pıhtılaşma ve yumaklaşma verimini olumsuz yönde etkiler. Algler kum filtrelerindeki tıkanmalara sebep olabilir. Tesirli bir pıhtılaştırma ve çökeltme alglerin % 90 - 95 'ini gidermekle birlikte kalan miktar filtrelerde yük kayıplarına sebep olabilir. Filtrenin geri yıkama sıklığı dolayısıyla geri yıkım masrafları da artar. Bunu önlemek gerektiğinde ise pıhtılaştırma ve yumaklaştırmanın işletme giderleri artacaktır. Alg büyümesi ve daha sonra ölmesi sonucu ortamdaki organik madde konsantrasyonu artacağından suyun klor ihtiyacı da artacaktır. Bazen de rezervuarlarda alg kontrolü için klorlamaya ihtiyaç hissedilir. Suda çok miktarda alg bulunması, güneş ışınlarının ısı enerjisine çevrilmesi sonucu suyun sıcaklığını da arttırır. Üniform kalitede arıtılmış su için arıtma tesisine giren su sıcaklığındaki değişiklikler az olmalıdır. Algler aynı zamanda korozyona da sebep olmaktadır. 1970 yıllarında kullanılan deterjanlar sebebiyle suya karışarak ötröfikasyonu hızlandıran fosforun kontrol çalışmalarına başlanmıştır.
✅DETERJAN NEDİR?✅ Petro-Kimya ürünlerinden elde edilen, temizleme ve arıtma gibi işlemlerde kullanılan, toz, sıvı ya da krem şeklinde olabilen kimyasal maddelere ''Deterjan'' denilmektedir. Deterjan, kir sökücü anlamına gelmektedir ve sabun dışındaki temizliyicilerin tümü deterjan sınıfına girmektedir. Deterjanların yoğun bir şekilde kullanımına II. Dünya Savaşı sırasında başlanılmıştır. Fakat deterjan temizlik amacıyla değil, sabun yapımında kullanılan yağlar, askeri araç ve silahları yağlamak amacıyla kullanılmıştır. Deterjan, sabun gibi kirleri, yağ lekelerini sökerek bunların suda asılı durumda kalmalarını sağlamaktadır. Deterjan sabunun yaptığı her işi yapabilse de sabun birçok kullanım alanında deterjanın yerini alamamaktadır. Deterjan, suyun yüzey gerilimini azaltarak, temizlenecek nesnenin içine girmektedir. Bu şekilde kirler ve yağlar oldukları yerlerden çıkarak tekrar kirlerin nesneye yapışmasını önlemektedir. Deterjanın en önemli özelliklerinden biri de köpüklenmedir. Deterjanlar sert sularda bile kolayca köpürebilen bir yapıya sahiptir.
❗DETERJAN KATKI MADDELERİ❗ 🆘 Kompleksleştiriciler 🆘 Ağartıcılar ve Stabilizatörler 🆘 Korozyon önleyiciler 🆘 Optik beyazlatıcılar 🆘 Kolloidal taşıyıcılar 🆘 Köpük ayarlayıcılar 🆘 Dolgu maddeleri 🆘 Dezenfektanlar 🆘 Parfüm 🆘 Ovucular, enzimler ve diğer aktif madde katkıları
📍DETERJANIN ZARARLARI📍
Günlük hayatımızda temizlik ve hijyen amacıyla sıklıkla kullandığımız deterjanın zararları olduğu bilinmektedir. Cilt üzerinde egzama ve mantar gibi hastalıklara sebep olmasının yanı sıra, içme suları ve deterjanla temizlenen bulaşıklarda kalan deterjan atıkları yoluyla da sindirim sisteminde de rahatsızlıklara neden olmaktadır. Ayrıca, deterjanlar kullanıldıktan sonra biyolojik olarak parçalanmadıkları için çevre kirliliğine de sebep olmaktadır. Çamaşır deterjanlarında insan vücuduna zararlı amonyak ve petrol türevi birçok kimyasal bulunuyor. Bu maddeler suda çözülmüyor. Dolayısıyla fosfat ve formaldehit içeren deterjanlar çok zararlı.. Ayrıca astım hastaları ile alerjiye hassas bünyesi olanlar ve egzamaya yakalananların piyasadaki deterjanları kullanmaması, bunların yerine sabun tozu ve çamaşır sodasını tercih etmeleri önemli görülüyor.
Aynı şekilde zararlı pek çok kimyasaldan üretilen yumuşatıcılar da terk edilmeli... 🖇Deterjanlar 26 saniye de vücudumuzun bütün organlarına geçiyor.🖇 Çoğunlukla, deterjanla doğrudan temas halinde olan cilt bölgelerinde, kişilerin hassasiyet düzeyine göre değişen şiddette kızarıklık, yanma hissi, kaşınma gibi etkiler oluşabilmektedir. Fakat bu beklenen bir husus olup, deterjan denen temizleyici madde, derinin yağını alması sebebiyle deriyi zayıflattığından böyle alerjik durum oluşabilmektedir. Bu etkiler kişinin deterjan ile teması bıraktıktan bir süre sonra kendiliğinden yok olmaktadır. Zaman zaman bu temizlik ürünlerinin güçlü kokusunu gidermek amacıyla içlerine limon ya da başka bir ferah koku eklenebiliyor, bu yanlış bir uygulamadır. Çünkü, kötü koku o ürünü koklamanın kişilere zarar vereceğini gösteren bir uyarıdır.
📉Deterjan kalıntılarının tamamını temizlemek için, çamaşır makinesinde, çamaşırları 8 ton su ile yıkamak gerekir. İç çamaşırları bütün gün deriye temas ettikleri için sağlık açısından birçok tehlikeye sebep olabilirler. Göğüs, lenf, rahim, prostat ve deri gibi kanserlerinde son dönemde gerçekleşen hızlı artışın iç çamaşırlardaki kimyasal kalıntılar olabileceği söylenmektedir.
📉Deterjan kullanımının çevrede de rahatlıkla görülebilen etkileri de bulunmaktadır. Marmara Denizin de görülen ''kırmızı su'' olaylarında rol oynayan yoğun plankton üremelerinde denize boşaltılan diğer atıkların yanında sentetik deterjan atıklarının da önemli ölçüde etkisi olmaktadır. Deterjanlara temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda (%10-30) kullanmakta, onun yerine ucuz olan bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özellikleri olan suda az eriyen inorganik maddeler karıştırmaktadırlar. Bir deterjanın yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğratmayan maddelerin oranı onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir. Bu maddelerin su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve denizlere ulaşması buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Son 25 yıl içerisinde birçok ülke deterjan üretiminde biyodegredasyonu hızlı yüzey-aktif maddeler ve katkı maddeleri kullanmaktadırlar. Yüzey-aktif maddesi Lineer alkil benzen (LAB) ve benzeri yapıda olan deterjanlar su ve toprakta daha hızlı biyodegredasyona uğradığından deterjan üretiminde öncelikle tercih edilmektedir. Örneğin A.B.D, 1963 yılından bu yana LAB dışında yüzey-aktif maddenin deterjanlara katılmasına izin vermemektedir.” Açıklamasını yapmaktadır.
Ülkemizde üretilen deterjanlara yakın zamana kadar katılan dedosil benzen (DDB) yüzey-aktif maddesi kimyasal yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte dolayısıyla doğada giderek birikmekte idi. Bu tehlikeli gidişi durdurmak için DDB yasaklanmış ve onun yerine LAB kullanılmaya başlanmıştır.
Deterjan içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katlı maddelerinin çoğu da yüzey-aktif madde gibi insan organizmasına gıdalardan ve diğer yollardan girdiklerinde dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden olabilmektedirler. Bir çok kanser türünün ise dokuların sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği literatürlerde bildirilmektedir. Ayrıca akciğer tahribatı, akciğer iltihabı, alerjik reaksiyonlar, santral sinir sisitemi, kalp, böbrek ve kan damar rahatsızlıkları, endokrin ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi önemli rahatsızlıkların kaynağı üretimde kullanılan katkı maddeleri ve dolayısı ile deterjanlar olabilmektedir.
Deterjanın kullanım yerleri ile temas sonucu vücudumuza giren miktarı, yapacağı zarar yönünden önemlidir. A.B.D’de bir günde insan vücuduna giren deterjan yüzey-aktif maddesinin en çok 0.3-3 mg arasında olduğu belirtilmesine karşın ülkemizde bazı yörelerde yapılan çalışmalar içme sularında dahi çok yüksek miktarlarda deterjan bulunduğunu ortaya koymuştur.
Her ne kadar vücudumuza giren günlük deterjan miktarı bilinmese de, bunun çok yüksek düzeyde olması güçlü bir olasılıktır. Bu nedenle biyodegredasyonu en hızlı olan deterjan kullanılmasının özellikle ülkemizde önemi büyüktür.
Sonuç olarak medeniyet gereği olan temizlik işlerimizde kullandığımız deterjanların çevre kirlenmesi ve özellikle sağlığımız açısından zararlarından korunabilmek için üretimlerinin kontrol altında tutulması zorunludur. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlığa ve çevre kirlenmesine en az zararlı bileşimlerin saptanıp bu standardın dışında deterjan üretimine izin verilmemesi gerekmektedir.
Ayrıca üretici firmaların deterjan kullanımını özendirmek için giriştikleri reklam kampanyalarının abartılı ve gerçeği yansıtmaması da tüketicinin kafasında ‘madem süper ötesi temizlik sağlıyor, madem tüm zorlu kiri pası çıkarabilmekte o zaman neden her ay reklamlarda formülü yenilenir ya da geliştirilir olarak gösterilmeye çalışılmaktadır?’ Sorusunu tekrar ettirmektedir.
Gıda Mühendisi İsmail Erbay’ın bir makalesinde de:
“Sentetik temizlik ürünlerinin başlıcaları, Çamaşır ve Bulaşık deterjanları, Sıvı sabunlar ve Şampuanlardır. Sıvı sabunlar, bulaşık deterjanları ile şampuan hammaddelerinin orantıları değiştirilmiş halidir. Sabunun sıvılaştırılmışı değildir.
Bu temizlik mamullerinin içerisindeki kimyasallar insan vücudunda karbon yapımızı kırarak veya oksijeni tüketerek tamiri imkânsız hastalıklara yol açarlar. Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız yapılacak bir şey vardır:
📌-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı 8.000 kg ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir. 📌-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı 6.000 kg (6 ton) su ile durulamanız gerekir. 📌-Banyoda: Şampuan veya body jel kullanmışsanız 2.000 kg (2 ton veya 250 orta boy kova dolusu) su ile durulanmanız gerekir.
Küçük çocuğu olup da boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik hastalığı geçirmeden büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır. Yıkama sonunda çamaşırlarınızı yeni gibi temiz, yumuşak ve ferah bulursunuz.
📝Araştıran Hazırlayan Özlem Ayral
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]


2017.08.14 20:41 inflamesc PTT ile yaşadığım kötü tecrübe

Merhaba Arkadaşlar,
Bu konuyu yazma amacım; Daha önce böyle sorun yaşayan arkadaşların nasıl bir yol izlediğini öğrenmek , yaşanılan tecrübeleri duymak ve yaşamış olduğum bu sorunu çözmek adına fikirler edinmek amacıyla yazmaktayım.
Ben yurtışında master programına kayıt olmak adına bir üniversite ile yazıştım. Kabul edildim ve benden evrakları hardcopy olarak göndermem istendi. Ben de DHL ile bunu kargoladım. Bunda bir sorun yoktu.
Daha sonra Üniversite benden bir belge daha istedi. Sadece 1 sayfa. Açıkcası düşündüm ve 1 sayfa ne olabilirki diyerek (hatam burdaydı sanırım) PTT ile göndermek istedim. Göndermek istediğim ülkeye 3 ile 5 gün arasında bunun gönderileceği internet sitesinde yazıyor ve sözlü olarak bunun teyidini aldım.
Sorun şurada başlıyor; 03/08/2017 tarihinde Beşiktaş PTT şubesine verdim kargoyu. Şirketin kendi internet sitesi üzerinden yapılan takip sorgulamasında en son kayıt 04/08/2017 tarihli Türkiye'den çıkışı yapılmak adına. Evrak belirli bir süre içinde teslim edilmesi gerekiyor. Bu tarih ise 11 /08/2017 ancak tabi ki ' Dünya Lideri' diye adlandırılan bu ülke bir evrak gönderimi bile yapamıyor. Onlarca kez arayıp sormama rağmen 06/08/2017 tarihinde evrağın yurtdışına çıkışı yapıldı diye bilgi veriliyor.
14/08/2017 tarihi itibariyle PTT Uluslararası Posta İşleme Merkezini (daha önce de aradım) aradım. Sorunla ilgili dilekçe vermem gerektiğini ancak öyle reklamasyon başlatılacağını söylediler. Neyse buraları geçiyorum, dilekçeyi verdim. Kendilerine defalarca bu evrağın belirli bir süresinin olduğunu, bana taahhüt edilen süre içerinsde teslim edilmediğini bir problem olduğunu söyledim. Ancak yine posta işleme merkezi dikkate almadı.
Burada çalışan arkadaşların size kısaca profilini açıklayayım. KPSS'den 70 i almış, bir tanıdık vasıtasıyla buraya girmiş. Ne bir kurumsal kimlik , ne bir saygı mevcut kendilerinde , son derece laubali ve lakayıt tavırlara sahipler.
Kendileri İlk önce Polonya'daki posta şirketiyle iletişime geçeceklerini daha sonra taşımacı havayolu şirketiyle iletişime geçeceklerini bildirdiler. Tabi ki bu bana zaman kaybından başka bir şey değildi. Bu durum karşısında THY'deki yetkili kişilerle internet üzeridnen bulduğum maillerle iletişime geçmeye çalıştım.
Yetkili bana evrağın 12/08/2017 tarihinde yurt dışına sevk edildiğini ve Prag'a gittiğini ancak Çarşamba'ya Varşova'ya gönderileceğini söyledi.
Sonuç olarak benim Master başvurumun yanma ihitamli var. 2 tane işgüzar yüzünden bu ülkede kalma ihtimalim var. 2 sene çalıştım para biriktirdim sırf bunu gerçekleştirmek için , bu ülkeden kurtulmak için... Ancak yaşadığım şu olay bu kadar saçma bir olay bu hayalimin çöp olmasına sebep oldu.
Buradaki Hukuk ile ilgili arkadaşlara sesleniyorum. Lütfen bana bir yol gösterin. Hakkımı aramak istiyorum. Hayalimi çöp eden firmaları dava etmek istiyorum.
submitted by inflamesc to Turkey [link] [comments]


BUZ DOLU HAVUZDA KALMA YARIŞMASI!! - YouTube Unity 5 - Hayatta Kalma Oyunu - 01 - Ada Yapımı - YouTube WiNDOWS 7 SAAT SORUNU ( Bozuk Saat Bios ile Çözümü) (Saat ... memu play 99da kalma hatası çözümü Kalma Windows 10 GTA 4 açılmama sorunu - YouTube NTV'ye Sorun - Çalışma Hayatı 10 Nisan 2019 ALASKA SON SINIRDA HAYATTA KALMAK - 1.Sezon - 5.Bölüm ... Sorukolik.com ile Çözülmemiş Sorun Kalmasın - YouTube

Apex Legends Oyundan Atma, Donma, Kasma Sorunu Çözümü ve ...

  1. BUZ DOLU HAVUZDA KALMA YARIŞMASI!! - YouTube
  2. Unity 5 - Hayatta Kalma Oyunu - 01 - Ada Yapımı - YouTube
  3. WiNDOWS 7 SAAT SORUNU ( Bozuk Saat Bios ile Çözümü) (Saat ...
  4. memu play 99da kalma hatası çözümü
  5. Kalma
  6. Windows 10 GTA 4 açılmama sorunu - YouTube
  7. NTV'ye Sorun - Çalışma Hayatı 10 Nisan 2019
  8. ALASKA SON SINIRDA HAYATTA KALMAK - 1.Sezon - 5.Bölüm ...
  9. Sorukolik.com ile Çözülmemiş Sorun Kalmasın - YouTube

Osman Müftüoğlu ile NTV'ye Sorun 12 Aralık 2017 - Duration: 19:32. NTV 2,904 views. 19:32. NTV - Canlı Yayın ᴴᴰ NTV 2,176 watching. Live now; Artık hocalara soru sormak için peşlerinden koşmana gerek yok! sorukolik.com'a giriş yap, sorunun fotoğrafını çek ve sisteme yükle, sorun detaylı şekilde çöz... Videonun sonunda kesilme olmuştur şimdiden özür dilerim Games For Windows Live'ı indireceğiniz link şurada :https://go.microsoft.com/fwlink/?LinkID=201134 Arkadaşlar Merhaba, Bugün Serimizin ilk videosu çektim.Videoda Ada nasıl yapılır konusunu ele aldım .Birdaki video görüşmek üzere :d ARKADAŞLAR KANALA ABONE ... Windows 7 de saatim sürekli geri kalıyordu, kafasında göre belli bir saatte duruyordu. Bios pilini değiştirdim, otomatik saatten ayarından ayarladım, otomati... BUZ DOLU HAVUZDA KALMA YARIŞMASI!! videomuz sizlerle. Arkadaşlar bugün Birebir ekibi ile beraber evimizin havuzunu buz doldurup içinden son çıkan kazanır yar... Yepyeni İçeriklerle Karşınızdayız... Lütfen Videoyu izledikten sonra , Abone olmayı ve videoyu beğenmeyi unutmayınız... iyi seyirler. Memu 99% takılıp kalma sorunu çözüldü - Duration: 1:50. TeknoPozitif YTB 36,008 views. ... 6:55. Nox Player Emülatörü ile Mobile PUBG Bilgisayarda Oynamak - Duration: 9:38. Ersin Çak ... Provided to YouTube by Sony Music Entertainment Kalma · Maanalainen Armeija · Jouni Hynynen · Mira Luoti I ℗ 2020 Sakara Records Oy Released on: 2020-01-31 Associated Performer: Maanalainen ...